İçeriğe geç

Dünyayı düşünen arkadaşlar, -Pir-i Muğan’ın yaklaşımıyla- askerliği bırakıp, çarşıda-pazarda kendilerini ticarete salan insanlar gibi geliyor bana. Böyleleri ihtimal, gerektiği gibi askerlik eğitimi ölçüsünde disipline alıştırılmamışlar; eğer alıştırılsalardı, 40 yaşında bile bunlara böyle bir şey teklif edildiğinde “Allah, Allah! Benim boş zamanımı mı gördüler ki, yeni bir meşgale teklif ediyorlar. Ben bütün gücümle yüklendiğim bu işin altından kalkamıyorken bu yeni durumu nasıl yükleneceğim ki! Yoksa bunlar beni âvâre, sergerdan biri mi zannediyorlar?” diyeceklerdi. Şu anda bile tanıdığım 50 yaşlarında bir iki insan var ki, “Ben yapmam icap eden şeylere bile bu hâlimle yetişemiyorum. O iki şeyi birden götürmem mümkün değil.” düşüncesiyle yaşamaktalar.

Bediüzzaman Hazretleri, “Benim hakikî talebelerimden bir tanesi bir yere girmişse, ben o yeri o talebem sayesinde kendi hesabıma fethedilmiş bilirim.” diyor. Buna göre, bir okula gelip-giden hak ve hakikate dilbeste olmuş bir gönül var da, o okulda hâlâ başka düşüncede olan insanlara Allah anlatılmıyorsa, o insan Hakk’a adanmışlığını bir kere daha gözden geçirmelidir.

Bu mevzuda imana ve Kur’ân’a gönül vermiş olmakla birlikte, “vakt-i merhunu” gelmeden böylesi şeylere yönelen insanlar, geçici olarak zevk ve lezzet duysalar bile, -Rabb-i Kerimime itimat ederek söylüyorum- dokuz defa elem çekecek, on defa iki büklüm olup, burada da, ötede de inleyeceklerdir. Ettiklerine âh u efgân edecekler ama, iş işten geçmiş olacaktır. Yaptıkları, yıktıkları şeylerden, deldikleri şahs-ı mânevîden -Allah çektirmesin ama- çok çekeceklerdir.

5