Şimdilerde bir de hissî görmeye takılıp giden ve neticede boşanmaya sebebiyet veren bir evlenme furyası başladı ki, bütün bunlar karşısında içim parçalanıyor ve iki büklüm oluyorum. Hayat boyu bizim için ya bir nimet, ya da nikmet olabilecek böyle bir mesele; akla, mantığa havale edilmesi gerekirken hislere bina edilmekte ve neticede de başa belâ olmaktadır. Hâlbuki hiç olmazsa böyle durumlarda akıl ve mantıkla hareket edilmeli ve komplikasyonlara sebebiyet verilmemelidir. Böyle önemli bir mesele, zevk ve keyif için yapılacak bir şey değildir, yapılmışsa, zehir zemberek dahi olsa karşılıklı katlanılması gereken bir iştir. İç çamaşırı mahremiyetinde korunması gerekli olan o evlilik hayatı, ciddî badirelere maruz kalsa da dışarıya bir şey sızdırmamak icap eder. Evet, belki bazı durumlar itibarıyla eşler, âh u ızdırapla hep “Ah!” edebilirler ama, âlem o “Ah!”dan haberdar olmamalıdır.
Zannediyorum hizmet duygu ve düşüncesinin birinci planda tutulmaması, Allah’ın vermiş olduğu kabiliyetlerin yerli yerince kullanılıp hizmet düşüncesine kilitlenilememesi sebebiyle ufku dar, gaye-i hayal nedir bilmeyen, yüksek mefkûrelere dilbeste olamamışların sayısını artırıyor. Bu insanların “Bedenim, cismim…” deyip onu düşünmelerinden ve hayatlarını ağız-dil-dudak, yemek borusu ve tatmin uzuvları arasında örgülemelerinden daha tabiî ne olabilir ki! Oysaki insanın yaratılmasında çok büyük hikmetler var. 23. Söz’de beyan edildiği gibi, insana bin altın değerinde bir şey verilmiş; diğer canlılara ise bir altın.. o hâlde insan diğer canlılar gibi yaşayamaz.. yaşarsa, onun hesabını mutlaka sorarlar.