İşte Kur’ân-ı Kerim, bu husustaki hükmünü şöyle noktalamaktadır: أَلَۤا إِنَّهُمْ هُمُ السُّفَهَۤاءُ وَلٰكِنْ لَا يَعْلَمُونَ “Dikkat edin asıl sefihler onlardır; ama bunu bilemiyorlar.” Evet, münafıklara “İnsanların inandığı gibi inanın.” denilip yol gösterildiğinde onlar, “Sefihlerin inandığı gibi mi inanacağız!” demişlerdi. Bu hususa daha önce de değinmiştik. اَلنَّاسُ kelimesi, başındaki harf-i tarifle, o gün daha ziyade Müslüman saflarında bulunan inanan insanları akla getirmekteydi. Ancak bu اَلنَّاسُ ifadesinde şöyle bir mânâ da melhuzdur: “Siz de insansınız, onlar da insan. Daha evvel hep beraber bulunuyordunuz. Sonra insanlardan bir grup, sizin gibi küfürde kalmayıp iman ettiler ki, hâlâ da insandırlar. Sizin onlardan herhangi bir üstün yanınız yok. Öyle ise onların iman ettikleri gibi siz de iman ediniz.” Ayrıca bu kelimenin tercih edilmesinde, “İnsanlığınızın gereği olarak mesele ele alındığında sizin de iman etmeniz gerekecektir ve bunun insanlık adına tenkit edilecek bir tarafı da yoktur.” gibi bir mânâ da söz konusu olabilir.