İslâmî kaynaklarda Bakara sûresi 10-14. âyetlerin sebeb-i nüzulü olarak şu hâdise zikredilir: Abdullah İbn Übey adamlarıyla beraber bir gün yürürlerken Hazreti Ebû Bekir, Hazreti Ömer ve Hazreti Ali’ye rastlarlar. Abdullah İbn Übey yanındakilere: “Bakınız ben şu gelen sefihleri başımızdan nasıl savacağım.” şeklinde mırıldanır ve yaklaştıkları zaman hemen Hazreti Ebû Bekir’in elini tutar, ona “Merhaba Teymoğullarının efendisi, şeyhu’l-İslâm, Resûlullah’ın mağarada arkadaşı, kendini ve malını Resûlullah’a vermiş bulunan Hazreti Sıddık!” der; sonra Hazreti Ömer’in elini tutar, ona da, “Merhaba Adiyoğullarının efendisi, dininde kuvvetli, nefsini ve malını Resûlullah’ın yoluna adamış Hazreti Faruk!” diye riyada bulunur; sonra Hazreti Ali’nin elini tutar ve aynı riyakâr tavırla, “Merhaba Resûlullah’ın amca oğlu ve damadı, Resûlullah’tan sonra bütün Hâşimoğullarının efendisi!” sözleriyle alayına devam eder.
Bunun üzerine Hazreti Ali: “Abdullah, Allah’tan kork, münafıklık etme, çünkü münafıklar Allah’ın en kötü kullarıdır.” mukabelesinde bulunur. Abdullah İbn Übey de cevaben: “Sen ey Ebâ Hasen, benim hakkımda böyle mi düşünüyorsun? Allah’a yemin ederim, bizim imanımız sizin imanınız gibi ve bizim tasdikimiz de sizin tasdikiniz gibidir.” der ve ayrılırlar. Daha sonra arkadaşlarının yanına dönen Abdullah İbn Übey onlara: “Nasıl yaptığımı gördünüz değil mi? İşte siz de bunları her gördüğünüzde böyle yapınız.” talimatını verir, onlar da “Sağ ol, sen hayatta olduğun sürece seninleyiz.” diye onu pöhpöhlerler. Ebû Bekir, Ömer ve Ali (radıyallâhu anhüm) efendilerimiz de bunu Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) aktarınca ilgili âyetler nâzil olur.[6]