Bakara Sûresi’nde الٓمٓ anahtar ve şifresiyle zihinler teyakkuza geçirildikten sonra nazarlar Kur’ân’a tevcih edilerek ذٰلِكَ الْكِتَابُ “İşte o kitap!” denmektedir. Malum olduğu üzere ذٰلِكَ Arapçada uzağa işaret etmek için kullanılan bir işaret edatıdır. Mesafenin uzaklığını ima eden bu kelime, burada makamın irtifaından kinaye olarak kullanılmış ve Kur’ân-ı Kerim’in makamının yüksekliği gösterilmek istenmiştir; yani bu ذٰلِكَ ile, “İşte şu şanı yüce ve çok yüksek olan kitap...” denilmek istenmiştir. الٓمٓ ile bu kitabın şifreleri verildikten ve çözümü, mütefekkir ve mülhemûndan olan insanlara bırakıldıktan sonra zihinler, ister istemez ona “şanı yüce kitap” deme ufkuna yükselmişlerdir. Kur’ân da buna işaret sadedinde الٓمٓ dedikten sonra ذٰلِكَ الْكِتَابُ “İşte şu şanı yüce ve çok yüksek olan kitap...” demektedir ki, bu iki ifade âdeta bir vâhidin iki yüzü mesabesindedir.
Bazı müfessirler, الٓمٓ’in mukattaa harflerinden olması hasebiyle i’rabda mahallinin bulunmadığını ve dolayısıyla da ذٰلِكَ ile aralarında i’rab yönünden bir irtibatın mevzubahis olmadığını söylemişlerdir. Bununla beraber şu husus da hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir ki, yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, bir vâhidin iki ayrı yüzü olan الٓمٓ ile ذٰلِكَ الْكِتَابُ arasında, herhangi bir i’rab cereyan etmeyecek derecede kuvvetli bir vahdet vardır. Dolayısıyla الٓمٓ ذٰلِكَ الْكِتَابُ, şanı yüce bir kitabı açmak için beraberce mütalâa edilmesi gereken sırlı bir şifredir.