“mukîmü’s-sünne” (sünneti diriltecek zât) Resûl-u Ekrem’in bir ismidir.
• İncil’in bir ayeti şöyle: قَالَ الْمَسِيحُ إِنِّي ذَاهِبٌ إِلٰى أَبِي وَأَبِيكُمْ لِيَبْعَثَ لَكُمُ الْفَارَقْلِيطَا Yani, “Ben gidiyorum ki, size Faraklit gelsin.” Yani, Ahmed gelsin.
• İncil’in ikinci bir ayeti:
إِنِّي أَطْلُبُ إِلٰى رَبِّي فَارَقْلِيطًا يَكُونُ مَعَكُمْ إِلَى الْأَبَدِ
“Ben Rabbimden, hakkı bâtıldan ayıran bir peygamber istiyorum ki, ebediyete kadar beraberinizde bulunsun.” Faraklit, “hakkı ve bâtılı, doğruyu ve yanlışı kesin bir şekilde ayıran” mânâsında, Hazreti Peygamber’in o kitaplardaki ismidir.
• Tevrat’ın bir ayeti:
إِنَّ اللّٰهَ قَالَ لِإِبْرَاهِيمَ إِنَّ هَاجَرَ تَلِدُ وَيَكُونُ مِنْ وَلَدِهَا مَنْ يَدُهُ فَوْقَ الْجَمِيعِ وَيَدُ الْجَمِيعِ مَبْسُوطَةٌ إِلَيْهِ بِالْخُشُوعِ
“İsmail’in annesi olan Hâcer, evlat sahibesi olacak. Ve evlatlarından öyle biri çıkacak ki, eli herkesin üstünde olacak, herkesin eli huşû ve itaatle ona açılacak.”
• Tevrat’ın ikinci bir ayeti:
وَقَالَ لِمُوسٰى إِنِّي مُقِيمٌ لَهُمْ نَبِيًّا مِنْ بَنِي إِخْوَتِهِمْ مِثْلَكَ وَأُجْرِي قَوْلِي فِي فَمِه۪ وَالرَّجُلُ الَّذِي لَا يَقْبَلُ قَوْلَ النَّبِيِّ الَّذِي يَتَكَلَّمُ بِاسْمِي فَأَنَا أَنْتَقِمُ مِنْهُ
“İsrailoğulları’nın kardeşleri olan İsmailoğulları’ndan senin gibi birini göndereceğim. Sözümü onun ağzına koyacağım, benim vahyimle konuşacak. Onu kabul etmeyene azap çektireceğim.”
Dipnotlar
- Bkz. İbni Kayyim el-Cevziyye, Hidayetü’l-Hıyârâ 1/55, 85, 157, 5/284; Kitab-ı Mukaddes (Türkçe tercüme), Yeni Ahit, Yuhanna, bâb: 16, cümle: 7-8.
- Aliyyülkârî, Şerhu’ş-Şifâ 1/743. Ayrıca bkz. İbni Kayyim el-Cevziyye, Hidayetü’l- Hıyârâ s. 285-286; Kitab-ı Mukaddes (Türkçe tercüme), Yeni Ahit, Yuhanna, bâb: 14, cümle: 15-17.
- Aliyyülkârî, Şerhu’ş-Şifâ 1/743. Benzer ifadeler için bkz. el-Mâverdî, A’lâmü’n- Nübüvve 1/197; Kitab-ı Mukaddes (Türkçe tercüme), Eski Ahit, Tekvin, bâb: 17, cümle: 20.
- Bkz. Aliyyülkârî, Şerhu’ş-Şifâ 1/743. Ayrıca bkz. Rahmetullah el-Hindî, İzhâru’l- Hak 4/1116; Kitab-ı Mukaddes (Türkçe tercüme), Eski Ahit, Tesniye (Yasanın Tekrarı), bâb: 18, cümle: 17-19 (s. 241).