İçeriğe geç

Resûl-u Ekrem (aleyhissalâtü vesselam),لَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ إِلَّا اللّٰهُُ hükmünün sırrınca, gaybı kendi kendine bilemezdi, Cenâb-ı Hak ona bildirir, o da haber verirdi. Cenâb-ı Hak hem Hakîm hem Rahîm’dir. Hikmeti ve rahmeti, gayba ait şeylerden çoğunun gizlenmesini gerektiriyor, kapalı kalmasını istiyor. Çünkü şu dünyada insanın hoşuna gitmeyen şeyler daha çoktur; onları meydana gelmeden önce bilmek insana ızdırap verir. Bu sırdandır ki, ölüm ve ecel gizli tutulmuş, insanın başına gelecek musibetler de gayb perdesi ardında kalmıştır.

İşte, Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) ümmetine karşı çok hassas merhametini fazla rencide etmemek, âl ve ashabına karşı şiddetli şefkatini fazla incitmemek için, ahirete yolculuğundan sonra âlinin, ashabının ve ümmetinin başına gelecek müthiş hadiseleri ona tamamen ve etraflıca göstermemek, Cenâb-ı Hakk’ın hikmetinin ve rahmetinin gereğidir. Yine de bazı hikmetler için, mühim hadiseler –dehşetli bir surette olmamak kaydıyla– ona öğretilmiş, o da haber vermiş. Hem Cenâb-ı Hak güzel hadiseleri kısmen özet halinde, kısmen etraflı bir şekilde bildirmiş, o da nakletmiş. Onun verdiği haberleri de, en yüksek derecede bir takva, adalet ve doğrulukla çalışan, وَمَنْ كَذَبَ عَلَي مُتَعَمِّدًا فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ hadisindeki tehditten şiddetle korkan ve فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنَّْ كَذَبَ عَلَى اللّٰهِ ayetindeki sert tehditten şiddetle kaçınan kâmil hadis âlimleri bize eksiksiz, sağlam bir şekilde

128