İçeriğe geç

elli sene yatsı abdestiyle kılan takva sahibi hadis âlimleri ve başta Buhârî ile Müslim olmak üzere Kütüb-ü Sitte-i Hadisiye sahibi olan hadis dâhileri, allâmeleri tarafından tashih ve kabul edilen rivayetler, tek bir kişiden nakledilmiş olsa da tevatür kesinliğinden geri kalmaz.

Evet, hadis ilminin, hakikati araştırıp delilleriyle bilen âlimleri, hadis tenkidinde ehil zâtlar hadisle o derece yakınlık kurmuşlar ki, Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) ifade tarzına, yüce üslûbuna ve beyan şekline aşina olup meleke kazanmışlar. Yüz hadis içinde bir uydurma hadis görseler, “Mevzûdur!” der, “Bu hadis olamaz, Peygamber’in sözü değildir!” diyerek onu reddederler. Sarraf gibi, hadisin cevherini tanır, başka sözü onunla karıştırmazlar. Yalnız İbnü’l-Cevzî gibi birtakım muhakkik zâtlar, tenkitte aşırıya gidip bazı sahih hadislere de uydurma demişler. Fakat bu, “Her uydurma şeyin mânâsı yanlıştır.” demek değildir, “Bu söz hadis değil.” mânâsına gelir.

Soru: Hadis rivayetinde, nakledenlerin isimlerinin sıralanıp senet gösterilmesinin faydası nedir ki, lüzumsuz yere, mâlum bir hadise hakkında, “filandan, filandan, filandan nakletti…” derler?

Cevap: Bunun faydası çoktur. Mesela bir faydası şudur: Bu senetle, o listeye dâhil olan vesikalı, delilli ve doğru sözlü hadis âlimlerinin bir tür fikir birliği ve o senede dâhil edilen tahkik ehlinin bir çeşit ittifakı gösterilir. Âdeta o senette ismi bulunan her bir imam, her bir büyük âlim, o hadisin hükmünü imzalıyor, sahih olduğuna dair mührünü basıyor.

Soru: Neden mucizeler, diğer zaruri dinî hükümler gibi tevatür suretinde, pek çok farklı rivayetle, çok önem verilerek nakledilmemiş?

Cevap: Çünkü dine ait birçok hükme insanların büyük kısmı çoğu

126