Bu konuda belki de bazen başımızı muhatabın ayağının altına koymak icap edecek, bazen yüzümüze tükürülecek ve haysiyet, namus ve izzetimizle oynanacaktır. Ama neticede Allah (celle celâluhu) sevdirilebilirse biz bunlara katlanmaya razı olmalıyız. Bizim için önemli olan; bazı kimseleri ilzam etmek ve seslerini kesmek değildir. Aksine bizim vazifemiz; deme-damara dokundurmadan, hissiyatı tahrik etmeden, sadece ve sadece O’nu anlatmak olmalıdır. Bu nokta bilinemediğinden, bazıları sanki karşı tarafı susturma mecburiyeti varmış gibi tahrik edici şekilde konuşabiliyor ve dolayısıyla da konuşmalarda “Senin iddiana göre…”, “Senin düşüncene göre…” gibi cümleler kullanabiliyor.
Günümüzde, bakışları sadece maddeye açık, mânâya kapalı insanlar bazı şeyleri kabul etmekte zorlanabilirler. Zira, şu âlem-i şehadette müşâhede ettiğimiz şeylerden başka bir de gaybî varlıklar vardır. Allah, bunları –Kendisine iman dâhil– imanın rükünleri olarak anlatmaktadır. Gaybın mutlakı vardır, mukayyedi vardır. Yani insanların hiçbir zaman bilemeyeceği gayb olduğu gibi, bazı şartlar yerine geldiği zaman bilebilecekleri gayb da vardır.