Kabz Ve Bast Hâlinde De Kulluk
KABZ VE BAST HÂLİNDE DE KULLUK
Bu, elde olmayan kalbdeki bir kabz hâlidir. Mevlâna’nın ifadesiyle kalb, tecelligâh-ı ilâhî deryasının sahilidir. O deryadan kalbe devamlı dalgalar gelir. Bunlar ışık dalgaları gibi değişik şekil ve boydadır. Hepsinin geldiği yerde de kendisine göre bir tesiri olacaktır. Bu dalgalardan bir kısmı Allah’ın (celle celâluhu) “Bâsıt” (ihsan ve lütuflarını bol bol veren) isminden gelir ve dalga boyu itibarıyla kalbde inşirah hâsıl eder. Diğer bir kısmı da “Kâbız” (ihsan ve lütuflarını bazen kısan) isminden gelir ve onun tesiri de ayrıdır. O, kalbe gelip çarptığı zaman orada bir sıkıntı, bir kalak hâsıl eder. Kâfirde bu, bunalım ve buhran şeklinde ortaya çıkar. Onlardaki intiharlara sebebiyet veren şey de çoğu zaman budur.
Cenab-ı Hakk’ın Kâbız isminin mü’minde de tecellisi vardır. Mü’min, daima aynı hâlde devam etmesin, yeknesak bir hayat sürdürmesin diye olur bu tecelli. İnsan sürekli Bâsıt isminin mazharı olsa ve hep ihsan ve lütuflarla karşı karşıya bulunsa, onun durumu kendini sıcak suyun içinde salıvermiş biri gibi olacaktır. Bu durumdan bir müddet uzak olmalıdır ki, bunun nasıl zevkli bir şey olduğunu bilebilsin. İşte ara sıra bast hâlinde kulaç atıp ileriye doğru gidebilmenin zevkini duyabilmek için kabz hâlleri olur. Allah hem “Kâbız” hem de “Bâsıt”tır.