İçeriğe geç

Tabir caizse âdeta bir dostluk kurmuşuz; her işte O’nu anıyor, her işi O’nun hesabına yapıyoruz gibi bir durumumuz var. Evet, yaptığımız işlerde iki kişinin üçüncüsü, üç kişinin dördüncüsü, dört kişinin de beşincisi O’dur (celle celâluhu). Yürürken, yerken-içerken ve yolculuk yaparken O’nu daima başımızda kontrol eden, görüp gözeten Müheymin ve Rakîb olarak görmeli, öyle düşünmeli ve davranışlarımızı ona göre tanzim etmeye çalışmalıyız. Bir gün mutlaka hepimiz O’nun huzuruna çıkacağız ve bütün sırlar ortaya dökülecektir. Aczimiz, zaafımız, beşerî garîzelerimiz, şehvete mağlubiyetimiz, hayvanî hisleri yaşayışımız ve bunlardan dolayı sürçüp yüz üstü düşmemiz, çamura batmamız… Evet, bunların hepsi bizim serâzât, sınır tanımayan fıtratlarımızın gereğiydi ve bütün bunları da yaptık ama, Sultan Ahmet’in de dediği gibi, “Sultana sultanlık, nitekim gedâya da gedâlık yaraşır.” demeliyiz.

Burada, madde âleminde varlık sebebim olan babamın ölüm döşeğinde iken Mevlâna’dan naklettiği bir vak’ayı size arz etmek istiyorum:

2