İçeriğe geç

Şimdiye kadar –nebiler dâhil– hiçbir zaman münakaşa ve diyalektikle meseleler halledilememiştir. Zannediyorum bu şekildeki yaklaşımla Müslüman olmuş bir tek insan bile gösterilemez. Yahudiler ve Hıristiyanlar, Resûl-i Ekrem’le (sallallâhu aleyhi ve sellem) münakaşa ve münazaraya girdiklerinde, seslerini kesiyor ve ilzam edilmişlik içinde ayrılıp gidiyorlardı.

Binaenaleyh verilecek şeyler havanın çok müsait olduğu pozisyonlarda, uygun bir şekilde verilmelidir. Yerine göre onu muhatap almadan, hiç haberi yokmuş gibi hak ve hakikate tercüman olunmalıdır. İhtimal, bu suretle onun enaniyeti reaksiyon göstermez. Yoksa en ahmak insanlar bile –az enaniyetleri varsa– Eflatun’u hatta Hazreti Mesih’i (aleyhisselâm) getirip konuştursanız sadece tepki vereceklerdir ki, o zaman da yapılan şey hizmet değil; hizmet adına hakikate hıyanet olur.

Bu konuda önemli hususlardan bir diğeri de, tek celsede bir konudaki bütün şüpheleri giderme gayreti içinde olmaktır. Yoksa muhatap tereddütle kalkıp giderse ikinci sefer kendini savunabilmek için diyalektik ve demogojiye girer, kendince malzeme toplar, bu da onun tereddütlerini katlar. Şahsen ben böyle altından kalkamayacağım bir soruya muhatap olsam cevabını vereceğim âna kadar namazımda-niyazımda, yatarken-kalkarken… hâsılı her zaman o soru kafamın bir tarafında durur ve normalde birkaç yönünü anlatacaksam pek çok yönlü cevap bulmaya çalışır, muhataplarımın karşısına öyle çıkarım. Evet, bazen bir celsede tereddütlerini halledemediğiniz mütereddidin, kendi bâtıl davası uğrunda yanlış kanaatler edinmesine yol açmış olursunuz. İşte bunların hepsi “dine hizmet ediyorum” zannıyla yanlış taktikler yüzünden dine zarar vermektir. Şayet biz Mevlâ-i Müteâl’i sevdirmeye çalışıyorsak, –ki niyetimiz odur– o uğurda daha dikkatli olmalıyız.

14