İçeriğe geç
5. Bölüm

Hakikatleri Duyma Ve Mesuliyet

HAKİKATLERİ DUYMA VE MESULİYET

Soru: Hakikatleri duyan insanlar devamlı mesuliyet altına mı giriyorlar? Yoksa mesuliyetlerinin bir kısmı hafifliyor mu?

Evet, hakikatleri duyan insanlar daha ciddi bir mesuliyet altına giriyorlar, denebilir.

“Mesuliyet altına mı giriyorlar, yoksa bir kısım mesuliyetlerden kurtuluyorlar mı?” sorusu iki uçlu bir meseleyi ifade etmektedir. Cehalet, Allah’ın hoşlanmadığı bir durum; cahil de, Allah’ın, Kur’ân’ın ve İslâmiyet’in sevmediği bir tiptir. İnsanlığını müdrik hiç kimse cehalete razı olmaz. Hatta halk arasında domuzun bir hamdinden bahsedilir. Domuz, –halkın çok iyi ifade ettiği gibi– اَلْحَمْدُ لِلهِ الَّذِي جَعَلَنِي خِنْزِيرًا وَلَمْ يَجْعَلْنِي جَاهِلًا “Allah’a hamd ederim ki, beni domuz yarattı da cahil yaratmadı.” dermiş. Herkes nasıl anlarsa anlasın!

Din-i mübin-i İslâm’a göre cahil, Allah’ı Kendi azametine göre bilmeyen insan demektir. Onun için Ebû Cehil, devrine göre çok kültürlü olmasına rağmen kendisine cehaletin babası mânâsına Ebû Cehil denmiştir. Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem), Allah’ı bilme mevzuunda minarenin başında iken, Ebû Cehil kuyunun dibinde duran bahtsızdır. Efendimiz, “Ebu’l-irfan” ve “Ebu’l-ilim”, o ise “Ebu’l-cehâle”dir; yani cehlin babasıdır. İlim ve cehalet bu mânâda mutekabildir yani birbirinin zıttıdır.

Herkes bu dünyada mârifetini arttırma mükellefiyeti altındadır. Her şeyden önce, bizim kitap okuyarak, kâinatı tefekkür ederek ve ibadet ü taatta bulunarak kalbî hayatımızı inkişaf ettirme mükellefiyetinde olduğumuzu Kur’ân ifade ediyor. Mesela, Kur’ân bir yerde, “De ki: Dünyayı gezin dolaşın da Allah’ın yaratmaya nasıl başladığını araştırın (Kudret-i Sâni’i müşâhede edin.)”26 buyurur. Başka bir yerde “İnsan yiyeceği şeye bir baksın…”27 der.

31