İçeriğe geç

Hâlbuki zayıf dahi olsa bir hadis-i şerifte ifade edildiği gibi, إِنَّ لِكُلِّ أٰيَةٍ ظَهْرًا وَبَطْنًا وَلِكُلٍّ شُجُونٌ وَغُصُونٌ“Her âyetin bir zâhiri bir de bâtını vardır; bu zâhir ve bâtından her birerlerinin de bir dalı, bir budağı, bir çiçeği ve bir de meyvesi vardır.”8 Binaenaleyh Kur’ân-ı Kerim’in müteşabih ve hafî âyetlerinden, başka türlü izah edilmemiş mücmel âyetlerinden zâhirine münafi olmamak kaydıyla bir kısım tevil ve tahsisler yapmak mümkün olduğu gibi, tarizlerinden ve remizlerinden de bir kısım mânâları anlamak imkân dahilindedir. Muhkemata zıt olmamak kaydıyla tâli derecede bir kısım işârî mânâlara intikal etmenin hiçbir mahzuru yoktur. Usûl-i din de buna cevaz vermektedir.

Konu usûl-i fıkıh ve usûl-i tefsir açısından ele alınacak olursa Kur’ân’ın âyât-ı beyyinatının bir kısım zâhirî mânâlardan ibaret olmadığı görülecektir. Müteşabihin mânâsının anlaşılıp anlaşılmaması dahi müfessirler tarafından uzun uzadıya münakaşalara medar olmuş bir husustur. Üzerinde bu kadar münakaşanın yapıldığı bir meselenin gayr-i ciddî, laubalilik içinde ve hiçbir şeyden haberi olmayan bazılarınca ele alınması, en azından Kur’ân-ı Kerim’e karşı ciddî bir saygısızlığın ifadesidir.

5