İsterseniz bunu biraz daha açalım. Bir insan düşünün ki o her namaza durduğunda Kâbe, önünde temessül ediyor. Arzdan Arş’a kadar Kâbe etrafındaki musalli halkalarını görüyor ve إِيَّاكَ نَعْبُدُ derken Mevlâ’yı müşâhede ediyormuş gibi iliklerine kadar irkiliyorsa, böyle biri إِيَّاكَ نَعْبُدُ dediğinde başka mülâhazalarla ufkunun kirlenmesine açık durduğu takdirde o ufka saygısızlık etmiş olur ve böyle biri için o vaizin söylediği doğrudur. Ve o zat bu seviyenin insanı ise dediğinin bir mahmili olabilir. İşte İmam Rabbânî, Muhyiddin İbn Arabî gibi kimseler, umuma söylenmemesi gereken bu meseledeki müşâhedelerini anlatırken duyup hissettiklerini seslendirmişlerdir. “Tatmayan bilmez.” fehvâsınca nâdânlar o sözleri serrişte etmeye kalkmışlardır.
Birileri, Muhyiddin İbn Arabî’yi böyle bir meseleyle tenkit ederken, bazı kimseler de “Eşyanın Allah’la bâtınî münasebet keyfiyetini bunun kadar ciddî ve tutarlı ifade etmiş bir zat tanımıyorum!” diye hayranlığını ifade edebilir. Bu da bir anlayıştır. Ama bu ikincisi bir ümmî anlayış değildir.