İçeriğe geç

Usûlde bir prensip vardır: Nasları zâhirine hamletmek mümkün olduğu müddetçe onlara zıt bir mânâ vermek uygun değildir.4 Meselâ, Kur’ân’daki, وَأَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ“Namazı dosdoğru kılın!”5 sözünden, Resûl-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) talim buyurduğu gibi namaz kılmak anlaşılır. Esasen bu ifadeden, başka ikinci bir mânâ da çıkarmak mümkündür. Meselâ: “Namaz duadır. Dua, kulun Allah’a teveccühüdür. Allah’a teveccüh ederken lâhî ve lâğî olmamak bir esastır. Öyleyse mühim olan, Allah’a lâğî ve lâhî bir kalble değil, hüşyar bir gönülle teveccüh etmektir.” gibi. Burada bu ifadeyi asıl mânâdan çevirecek kuvvetli bir karine olmadığına göre وَأَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ“Namazı dosdoğru kılın!” ifadesinden biz bu ikinci mânâyı değil, birinci mânâyı anlarız. Birinci mânâyı vermememiz için bunu birinci mânâdan sarfedecek kuvvetli bir karine lâzımdır. Ne var ki burada böyle bir karine mevcut değildir.

Yine Kur’ân’da, وَلَا تَأْكُلُوا مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ“Allah adına kesilmeyen hayvanın etini yemeyin!”6 şeklinde âyet vardır. Hanefî, Mâlikî ve Hanbelî mezhepleri bu âyetten, üzerine Allah’ın adı anılmadan kesilen hayvanların etinin yenmeyeceği hükmünü çıkarırlar. İmam Şafiî ise, Resûl-i Ekrem’in (aleyhisselâm) bir fiilini, âyeti asıl mânâsından sarfedici veya tahsis edici bir karine olarak kabul eder ve Besmele’nin mendup olduğunu söyler. Ona göre, Besmele çekilmeden kesilen hayvanın eti de yenilebilir. Çünkü Resûl-i Ekrem’in bu âyetten sonra bir uygulaması vardır. Bu da başkaları tarafından getirilen eti Efendimiz’in yemesidir. Şayet bir nassa, zâhir mânâsını vermeyi engelleyen kuvvetli bir karine var ise böyle bir yola gidilir.7

3