Hz. Ebû Bekir’e iftar vaktinde bir bardak su ikram edilir. Suyu ağzına götürünce hıçkıra hıçkıra ağlamaya durur. Niye ağladığı sorulunca da şöyle konuşur: Bir gün huzur-i Risaletpenâhîde oturuyordum. Bir aralık baktım elleriyle bir şeyi itiyormuş gibi yaptı. Ne olduğunu sorduğumda O: “Dünya temessül edip kendini bana kabul ettirmek istedi. ‘Git! Bana kendini kabul ettiremezsin!’ dedim. Dönüp bana, ‘Ben kendimi sana kabul ettiremiyorum ama senden sonrakilere kabul ettireceğim.’ dedi.”17
İşte bunlar bâtın-ı Muhammedînin cilvesidir. Resûl-i Ekrem, temessül etmiş dünyayı görüyor ve onu elinin tersiyle itiyor. Varılabilecek en son ufukta Allah Resûlü (aleyhissalâtü vesselâm), metafizik âlemlerle parmağının ucu ile oynuyor. Nâdân, bu mazhariyetleri bilemediğinden dolayı da evham ve hayalât zanneder.
İmam Rabbânî Hazretleri ise vahdet-i şuhûda kâildir ve Lâ ilâhe illallah’ı, “Lâ meşhûde illâ hû – Allah’tan başka müşâhede edilen bir şey yoktur.”18 şeklinde anlar. Zevk-i ruhanî ve mârifet ufku açısından öyle demesi normaldir. O, aslında “Allah’tan başka mevcut yoktur.” demiyor; Allah’tan başka mevcutlar vardır ve bunların varlığı Allah’ın varlığı ile kâimdir, diyor. “Lâ meşhûde illallah – Müşâhede edilen O’ndan başka değildir.” ifadesi, bütün eşbah ve ervahın O’ndan olduğunu ifade ediyor. Çünkü bütün terkipler, bütün tahliller hepsi O’ndan, bütün görünümler de yine O’ndandır. Hakikî hakâik-i eşya ise esmâ-i ilâhiyeden ibarettir.19 O, esmâyı Cenâb-ı Hak’tan ayrı mütalaa edemeyeceğimize göre, müşâhede ettiğimiz şey nedir, diye soruyor. Cevabını bulamayınca da “Lâ meşhûde illallah” diyor.
Dipnotlar
- 17 el-Beyhakî, Şuabü’l-îmân 7/343, 345; el-Hâkim, el-Müstedrek 4/344.
- 18 Bkz.: İmâm Rabbânî, el-Mektûbât 1/56-58, 274-293 (43. ve 272. Mektuplar).
- 19 İmâm Rabbânî, el-Mektûbât 1/180 (209. Mektup).