İçeriğe geç

mısralarında da ifade edildiği gibi herkes bu alanda söz söyleyemez.

Netice olarak, bu hususta söz söyleyen ve tefsir yapan bir zatın, İslâm’ı anlama mevzuunda hassasiyetine ve titizliğine bakmak lâzım. Eğer insan, hak ve hakikat hesabına konuşurken, kalbi tir tir titriyorsa, onun yorumlarında her hâlde bir mesaj var ki böyle deniyor şeklinde düşünmek insafın ifadesidir.

Eslâfta Kur’ân’dan böyle işaretler alarak söz söyleyen pek çoktur. Ebû Hanife devrinde Fudayl b. Iyaz; Ahmed İbn Hanbel zamanında Bişr-i Hâfî gibi kimseler, Kur’ân’ın bâtınıyla meşgul olurlardı ve o büyük imamların yanına gittikleri zaman da itibar ve iltifat görürlerdi. Bu büyük imamların da iltifat ettikleri bu bâtın ricali, o devirde iltifat gördüklerine göre şimdi bizim kalkıp bunları görmezlikten gelmemiz kat’iyen doğru değildir.

Bu mesele, bir risale veya kitap şeklinde teferruatlı ele alınsa değer. Ancak körü körüne itirazda bulunan kimselerle boşu boşuna meşgul olmaya da lüzum yoktur. Zira bunların kanaatlerini değiştirmek zordur; hâssaten de anlayış ve niyetleri belli olanların…

21