İçeriğe geç

Bize gelince, biz, kalben vicdanen duyduğumuz, zevken hissettiğimiz meseleleri anlatabilmek için ehlullahın böyle tevile muhtaç yollarına girmeden Resûl-i Ekrem’in anladığı ve anlattığı mânâda “Lâ ilâhe illallah”ta da aynı şeyleri inşâallah zevk eder ve deriz ki, “Allah’tan başka mevcutlar O’nun varlığıyla kâimdir. Allah’tan başka Mâbud-u Mutlak, Maksud-u bi’l-istihkak, Mahmud-u ale’l-ıtlak yoktur. Herkes ve her şey O’na muhtaçtır. Herkes O’nun kapısında kemerbeste-i ubûdiyet içindedir. O ise hiçbir şeye muhtaç değildir.” Bunu derken de mâbudiyetini, mahbûbiyetini, matlûbiyetini ifade eder ve bunun ötesinde mevcud ve meşhud meselesine karışmayız. Bunlar birer zevkî ve hâlî meselelerdir deriz.

Hz. Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) tevhidine avam tevhidi demesinden ötürü Muhyiddin İbn Arabî ile İmam Rabbânî’ye dil uzatıp bir şeyler söylemek kimsenin haddine değildir. Onların bazı beyanları kendi zevk ufuklarına göre nazmedilmiştir.

Bir vaiz kürsüde, “İnsan, إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُ‘Rabbim, yalnız Sana kulluk yaparız ve bu kulluk vazifesini ifa etmede de yardımı sadece Senden isteriz.’20 derken aklı mâsivâ ile meşgulse bu, kulluğum mâsivâyadır mânâsına gelir.” diyordu. Ben bunun yerine, ubûdiyetimi Mevlâ’ya arz ederken onu vicdanımda tam hissetmezsem, “Yine namazın bir yeri kırıldı!” demeyi tercih ederim. Şimdi eğer o vaizin seviyesi hakikaten o noktada ise bu söz doğrudur. Bu, bir hâl meselesidir ve şayet o zat kendi iç âleminde bunu müşâhede etmemişse, kendiyle tenakuz içindedir. Belli bir noktanın ifadesi olan bu söz, onun sözü olmamalıdır.

11