Yanlış anlaşılmasın, o insanların bu hâle düşmesi, onların Allah’la irtibatlarının kopması demek değildir. Bu, bir teknik nakavt ve meselelere çözüm bulmada âciz kalma demektir. Ve bir mânâda hepimiz cevaplayamayacağımız istifhamlarla karşı karşıya kalmışızdır. Fakir de Darvinizmle alâkalı bazı şeyleri okuyunca, ciddî mânâda sağlam cevaplar bulamamanın telâşını yaşadım. Bu mevzuda size yardımcı olacak ve elinizi uzattığınız zaman onlarcasını bulacağınız kitap, dergi şöyle dursun, o günlerde, konuyla alâkalı bir makale bile yoktu. Âdeta can havliyle Şeyhülislâm Hayrullah Efendi’ye sığındım, ama baktım o da ona kâil ve bir sarsıntı daha yaşadım. Bu dönemde azıcık okuyan herkes sarsıktı; sarsığı bol o günlerde sarsılmayan bir insan vardır, o da, bir yönüyle bu cahiliyeye karşı kavga veren, küfrün plânlarını altüst eden Bediüzzaman’dı. O, Meşrutiyet yıllarında yazdığı ilk eserlerinden en son risalelerine kadar bütün kitaplarında hilkati vurguladı ve her şeyi O biricik Yaratıcı’ya bağlamasını bildi. “Tekâmül yok, yaratılış var.”10 dedi ve hep dimdik durdu.
Evet, o, 20. asrın bu denli karanlık cahiliyesi içinde neş’et ettiği hâlde, ne duyguda, ne düşüncede, ne de amelde cehalet asla ona bulaşmamış ve o hep kendi çağının üstünde yaşamıştır. O, âdeta çağıyla hesaplaşmak üzere yaratılmış bir fıtrattır. Bu hâliyle o, –Eşref Edib’in haklı olarak dediği gibi– şayet Devr-i Risaletpenâhî’de yaşasaydı, Allah Resûlü’ne çok yakın sahabilerden biri olurdu. Ve putperestliğe o kadar düşmandır ki, Mekke fethinde Allah Resûlü, putları kırma vazifesini ona verirdi.11
Dipnotlar
- 10 Bediüzzaman, İşârâtü’l-İ’câz s.89; Lem’alar s.240 (Tabiat Risalesi); Mesnevî-i Nuriye s.234 (Nokta Risalesi); Muhâkemât s.90 (Unsuru’l-akîde).
- 11 Bediüzzaman, Tarihçe-i Hayat s.613 (Tahliller).