İçeriğe geç
28. Bölüm

Dört Hali̇feni̇n Hi̇lâfete Li̇yakati̇

Soru: İlk dört halifenin hilâfete liyakatleri ve hilâfet sıraları hakkında ortaya atılan iddialara ne buyurursunuz?

Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile Çihâr-ı Yâr-ı Güzin arasında derin bir münasebet vardı ve Efendimiz bu münasebeti değerlendirerek kendisinden sonra hilâfetle insanları idare edecek bu dört büyük halifeyi o üstün firasetiyle sezmişti. Hatta bunun da ötesinde şunu ifade etmek mümkündür: Efendimiz, Allah’ın bildirmesiyle kendisinden sonra gelecek olan bu dört sadık yârânın hilâfete geliş sırasını bile biliyordu ve etrafına söylüyordu. Bu açıdan baktığımızda Hulefâ-i Raşidîn’in sırası konusunda dile getirilen ileri geri iddiaların gerçekle bir alâkası olmadığı ortaya çıkar.

Dört halife bir sıra dahilinde iş başına geçmişlerdir ki, dikkatli bir şekilde incelendiğinde bunların hilâfet dönemlerinde karşılaştıkları olaylarla kendi hususiyetlerinin büyük bir paralellik arz ettiği görülür. Meselâ, Hz. Ebû Bekir bir taraftan çok temkinli ve dikkatli olmasının yanı sıra aynı zamanda itaatteki inceliği anlama mevzuunda da eşi menendi yoktur. Bir diğer taraftan da kritik dönemlerde çok hızlı, olabildiğine ciddî, fevkalâde rahat ve isabetli karar vermesi de onun çok önemli bir hususiyeti idi ki, Hz. Ali’nin de dediği gibi “Eğer Ebû Bekir olmasaydı Müslümanlık olmazdı.”1

Evet, onun zamanında vuku bulan irtidat hâdiselerinde onun gibi seri ve isabetli karar verme hususiyeti olan bir idareci olmasaydı, ihtimal bu problemin aşılması çok zor olacaktı. Allah’ın inayeti ve Hz. Ebû Bekir’in isabetli karar verme kabiliyeti ile o problemi aşmak fevkalâde kolay oldu. İşte öyle karışık bir dönemde Ebû Bekir gibi bir insana ihtiyaç vardı.. sorumluluk da ona yüklenmişti.

1