İçeriğe geç
3. Bölüm

Mazhari̇yetleri̇ İdrak

Soru: Bizler iman ve Kur’ân hakikatine uyanan insanlar olarak geçmişteki emsallerimize nispeten Cenâb-ı Hakk’ın üzerimizdeki nimetlerini tam takdir edebiliyor muyuz? Ne buyurursunuz?

Türk atasözleri arasına girmiş Hayâlî’ye ait bir söz vardır: “O mâhiler ki deryada yaşar deryayı bilmezler.” Günümüzde belli rahatlıklar içinde iman ve Kur’ân hakikatlerine uyananlar, içinde bulundukları zaman diliminin dışını görüp bilmediklerinden, hâlihazırda, Cenâb-ı Hakk’ın üzerimizdeki lütuflarını ve mazhariyetlerimizi de –çok çekinerek söylüyorum– hakkınca takdir edemiyorlar.

Evet, bazılarımız itibarıyla deryada yaşayan mâhiler gibiyiz. Allah daha binlercesini bu deryanın içinde yaşamaya ulaştırsın; ulaştırsın ama vicdanlarımıza da bu nimetlere mazhariyetleri duyursun.

Nimetlere mazhariyet çok önemlidir. Allah’ın size iman bahşetmesi ve yükselme, terakki etme helezonunda belli bir noktaya çıkarması önemli bir mazhariyet ve lütuftur. Bence, bu lütuftan daha büyük bir lütuf varsa o da, bu lütfun vicdanda sezilmesi, duyulması ve insanın her dakika, hâlen, kâlen Allah karşısında iki büklüm olup “Allahım, Sana çok şükür.” diyebilmesidir.

Eğer, ateizmin hükmettiği bir ülkede doğup büyüme boşluğunu az buçuk duyup tatmış olsaydınız –Allah (celle celaluhu) duyurup tattırmasın– dinsizliğin, imansızlığın paletleri altında ezilip preslenmenin ne demek olduğunu; mâbetsizliğin, mescitsizliğin, minaresizliğin, ezansızlığın ve duygu-düşüncede Allahsızlığın, peygambersizliğin, kitapsızlığın ne mânâya geldiğini biraz olsun anlayabilirdiniz…

1