Gaye-i̇ Hayal Olmazsa…
Sorunun sonunda ifade edilen söz, bir vecizenin mânâsından alınmış. Vecizenin aslı şu şekildedir: “Gaye-i hayal olmazsa veyahut nisyan veya tenasi edilse, ezhan enelere dönüp etrafında gezerler.”
Hayal, yerinde ibadet sayılacak bir husustur. Hatta hayali çok geniş, tasavvur tabloları çok parlak olan kimseler, ibadet ü taat ve evrâd u ezkârlarından daha derin bir zevk alırlar. Cenâb-ı Hakk’ın çok geniş ve engin lütuf ve ihsan tecellîlerini müşâhede edebilirler. Evet, onlar, ibadet ü taatlerinde ve Rabbe teveccühlerinde, sonra Cennet’i bütün ihtişam ve debdebesi ile müşâhedede de daha bir farklıdırlar. Kur’ân’ın o husustaki bütün âyât-ı beyyinatını, o âyât-ı beyyinatla ortaya konan Cehennem’i bütün dehşetiyle, Cennet’i bütün ihtişamıyla akıllarına getirebilir ve hayallerine resmedebilirler. Binaenaleyh bir yönüyle hayal, Allah’ın insanlara verdiği en büyük lütuflardan biridir; insan onunla, ibadette ve gönül hayatında derinleşebileceği gibi aynı zamanda kötü neticeleri tevlid edebilecek fenalıkları da kötü sonuçlarıyla daha net tasavvur edebilir. Ancak, hayal için hayal diyebileceğimiz kupkuru ve hedefi olmayan tahayyülatın da hiçbir mânâsı ve faydası yoktur. Binaenaleyh, insan Kur’ân okurken, makul olan ve en azından akliyat içinde değerlendirebileceği şeyleri düşünmesi, hayalini harekete geçirmesi yararlı olur. Yoksa kâh burada, kâh orada veya kâh öbür tarafta tahayyül eden birinin tahayyülü de, tefekkürü de, taakkulü de, yani aklını kullanması da anlamsız, faydasız ve abes bir iştigaldir.