İçeriğe geç
2. Bölüm

Cahi̇li̇ye İçi̇nde Yaşayıp Cehalete Bulaşmayanlar

Soru: Efendimiz’in, bir cahiliye çağında neş’et etmesine rağmen, O’nun o dünyanın dışında olduğunu vurguluyorsunuz. Bugün de O’nun mesleğini temsil eden insanların kendi çağlarının önünde veya çağ üstü diyebileceğimiz bir konumda bulunmaları söz konusu mudur?

Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) neş’et ettiği döneme, o günkü kültür ve anlayış itibarıyla “Cahiliye Çağı” diyoruz. Bir başka yaklaşımla “Cehl” kelimesi, daha ziyade Allah bilmeme mânâsına da kullanıldığından, çoğunluğu itibarıyla o Allah bilmeyenler çağına cahiliye denmiştir. Ayrıca ulemâ arasında şöyle bir yaklaşım da vardır; bir insan, allâme-i cihan da olsa, şayet Zât-ı Ulûhiyet’i bilmiyor ve O’nu tanımıyorsa, o insan cahil sayılır. Zira o, asıl bilmesi gerekli olanı bilmiyor demektir. Ve böyle bilgisizlerin yaşadığı dönem de cahilî ve karanlıktır.

Bundan başka şöyle bir yaklaşım da söz konusudur. Eğer bir insan, bilip kabullendikleriyle amel etmiyorsa, yani onun bilgisi amele dönüşmüyorsa, ona cahil denir ve onunla bir şey bilmiyor gibi muamele edilir. Hususiyle de bilgi mârifete dönüşmüyor ve insan kendinden, yaratanından habersiz yaşıyorsa o tam bir cahildir. Yunus Emre bu hâli,

“İlim ilim bilmektir, İlim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen Ya nice okumaktır.” mısralarıyla ifade eder.

Bu itibarla bilinen şeylerle bir yere varılması gerekir. Aksine insanın, duygu, düşünce ve davranışlarını, onu yaratılış gayesine yönlendirmeyen ve onda yeni bir hâl hâsıl etmeyen ilmin cehaletten farkı yoktur.

1