Muhasebe Ve Muhasebe Kahramanları
Kelime itibarıyla hesap görme, hesaplaşma, kendi kendini sorgulama mânâlarına gelen muhasebe; mü’minin, her lahza iyi-kötü, doğru-yanlış, sevap-günah nevinden yaptığı bütün amellerini gözden geçirip, hayır ve güzellikleri şükürle karşılaması; inhiraf ve günahları istiğfarla gidermeye çalışması; yanlışlık ve kötülükleri de tevbe ve nedametle düzeltmeye gayret göstermesi adına çok önemli bir cehd ve insanın iradesinin hakkını vermesi adına da ciddî bir teşebbüstür.
Her şeyden önce şu hususu ifade etmek gerekir ki, insanlık hakikî muhasebe duygu ve düşüncesini İslâm’la tanımıştır. İslâm’ın diriltici ikliminden istifade edememiş fertlerin, muhasebe ve kendi kendilerini kontrol adına yaptıkları şey, basit bir nefis sorgulaması denemesinden başka bir şey değildir. Hele bazı mezhep ve felsefelere göre “insanın, ilâh olmaması için günah işlemesi lâzımdır” şeklinde bir telakki vardır ki, insanın buna bir şeytan yorumu diyesi geliyor. Bazı Uzak Doğu dinlerinde bulunan ruhların devr-i daimi şeklindeki görüşün hikmet, adalet ve insafla telifi mümkün değildir. İslâm’dır ki, “Ne sizin kuruntularınız ne de Ehl-i Kitab’ın kuruntuları bir (gerçektir); kim bir kötülük yaparsa, (mutlaka) onun cezasını görür ve kendisi için Allah’tan başka bir dost ve yardımcı da bulamaz.”1 diyerek her şeyi yerli yerine oturtur. Evet, o, ne sizin ne de sizden evvelki Ehl-i Kitab’ın, “Cennet’e gireceğiz, günahımızı başkasının sırtına yükledik. Bu günahı papazlar çekiyor, onlar affettirecekler.” gibi kuruntularının bir dayanağı olmadığı gibi, ruhların devr-i daimini ifade eden diğer telakkiler de birer kuruntu ve ümniyeden başka bir şey değildir.
Dipnotlar
- 1 Nisâ sûresi, 4/123.