İçeriğe geç

Bu, işin bir yanı; diğer yanına gelince, bu mütalaaların kat’iyen İslâmiyet’ten geri dönüldüğü ve tekrar bir cahiliye yaşandığı şeklinde anlaşılmamasıdır. Evet, 5-6 asır batı yamaçlarında İslâm dünyasının karakolluğunu yüklenmiş, şanlı, namlı, hatta Muhyiddin İbn Arabî’nin Şecere-i Numaniye’sindeki ifadelerine göre, sahabeden sonra onlar kadar idarede başarılı ve muvaffak bir millet ve mübarek bir nesil için bu ifade doğru olmaz. Ne var ki baştaki o velûdiyet, o kariha zenginliği daha sonraları devam ettirilememiş ve Fatih’in İstanbul’u fethetmesiyle daha da durmuş, Tanzimatla beklenmedik bir kısım fezâi ve fecâinin patlamasıyla bütün bir toplum yerle bir olmuştur. Son 40-50 yıldaki durumu ifade içinse kelime bulmakta galiba biraz zorlanacağız…

Bu zaviyeden de günümüzde bir çeşit cahiliyenin yaşandığından söz edebiliriz. Bu cahiliyenin en önemli yanı ise, ilimlerin ilhad ve değişik ideolojiler adına kullanılmasıdır. Eskiden insanlar, cehaletleri değerlendirerek küfür ve dalâlete çekiliyorlardı; şimdilerde küfür ve sapıklık fen ve felsefeyle besleniyor. Zannediyorum bu cahiliye, Efendimiz’in neşrettiği nurlarla bertaraf edilen cahiliyeden daha tehlikeli. Öyle ki, âdeta bugün bütün ilimler, ilim adına değil de, dalâlet hesabına yorumlanıp değerlendiriliyor gibi bir durum söz konusu. Dolayısıyla dünya kadar insan, bu cahiliyenin “alfa”sından, olmazsa “beta”sından, o da olmazsa “gama”sından mutlaka müteessir oluyor. Bu hususa Allah Resûlü bir hadis-i şeriflerinde şöyle işaret buyururlar: “Bir dönemde bir duman zuhur edecek. Bu kâfirleri bütün bütün öldürecek, mü’minler de zükkâma (nezle) tutulacak (yani onların da burunları akacak, gözleri sulanacak).”9

6