İçeriğe geç

Evet, sanki Allah, ta baştan O’nu önemli bir misyon ve vazife için seçerken, daha sonra ortaya koyacağı performansı görmüş, ilk seçmeyi de ona bina etmiştir. Başka bir ifadeyle, bu mevzudaki istidat, kabiliyet ve performans, Efendimiz’e baştan bir avans olarak verilmiş, O da, o avansın hakkını çok iyi yerine getirince, Cenâb-ı Hak O’nu Nebiler Sultanı olmakla serfiraz kılmıştır.

Hz. Musa (aleyhisselâm) için de Kur’ân’da benzer ifadeler kullanılır: “Seni insanların üzerinde saflardan saf kaymak hâline getirdik.”8 Bu ifade hayale, süt kaynarken kaymağın sütün üzerine çıkması gibi bir mânâyı hissettirir. Bu açıdan bütün insanlık kaynayan sütse, peygamberler de o kaynayan sütün kaymağıdırlar diyebiliriz. Bu açıdan da Allah’ın böylesine seçkin kıldığı o zatları, bizim, cahiliye içinde bir yere oturtmamız fevkalâde yanlış olur.

Aynı şeyler, günümüzde iman ve Kur’ân hakikatlerini neşr ve temsil eden insanlar için söz konusu olmasa da, böyle bir işi temsil eden zat/zatlar için düşünülebilir. Muhammed Kutub’un “20. Asrın Cahiliyeti” dediği, yani boyunduruğun tamamen yere konduğu bir dönemde, iman ve Kur’ân davasına sahip çıkan gönül insanları ve fikir mimarları için aynı şeyler söz konusu olabilir.

Gerçi Allah Resûlü, sahabe, tâbiîn ve tebe-i tâbiîn dönemleriyle yaşanan bir altın devirden sonra, artık İslâm milletleri velûdiyetlerini kaybetmiş, üretici yanları kalmamış ve şablonculuk yaşanmaya başlamış. Ciddî eserler ortaya konamamış, eski eserlere şerhler ve haşiyeler yazma dönemi başlamış ve bu hâl Fatih’in İstanbul’u fethetmesine kadar da devam etmiştir.

5