İçeriğe geç

Merhum Muhammed İkbal, kendi döneminde yetişen pek çok aydın için, “Kalbleri mü’min, fakat kafaları kâfir.” der. Cemil Meriç merhum da aynı tabiri, yerinde başka fikirlere, yerinde bizim duygularımıza ve düşüncelerimize tercüman olmuş olan kendi dönemindeki aydınlar için kullanır. Meselâ Yahya Kemal yerinde Süleymaniye’de bizim insanımızın namazını, bayramını dile getirir, yerinde Koca Mustafapaşa’da kendisinden başka oruç tutmayanın bulunmadığını ifade eder ve bunun inkisarını yaşar. İhtimal böyleleri, bizim kültürümüzü beğenip benimsiyor, milletimizin maddî-mânevî dinamiklerini takdirle karşılıyor, ama kafasındaki yüzlerce şüphe ve aksi hükümlerden de bir türlü sıyrılamıyor. Geçmişteki bu insanları bu şekilde tavsif etmenin bir yararı var mı, yok mu bilemeyeceğim ama pek çok aydınımıza ait hayat karelerinin pek de iç açıcı olmadığı açık. Ve yine bu dönemde, her adını anışımızda sinelerimizin saygıyla çarptığı ve eserlerini tavsiye edip herkesin okumasını istediğimiz öyle kimseler oldu ki, Darvinizmin zihinleri bulandırdığı bir dönemde, yaratılışla alâkalı âyetleri, evolüsyona uydurma lüzumu duymuş ve evrime, olabilir nazarıyla bakmıştır. İşte bu, bir yönüyle küfrün “beta”sından, “gama”sından müteessir olup, nezleye tutulma demektir.

7