İçeriğe geç

Hz. Ömer (radıyallâhu anh) döneminde, bugünkü Suriye ve Filistin de Müslümanların eline geçince, ordu kumandanlarının Mescid-i Aksâ’nın anahtarlarını istemeleri üzerine oradaki vazifeli papaz: “Biz, Mescid-i Aksa’nın anahtarlarını alacak zatın şemâilini biliyoruz ve bu anahtarları ondan başkasına vermemiz de mümkün değildir.” derler. Onlar, orada aralarında konuşadursunlar, Hz. Ömer (radıyallâhu anh) hazineden bir deve alıp hizmetçisiyle beraber nöbetleşe deveye binerek Kudüs’e doğru yola çıkmıştır bile. Bu şekilde Mescid-i Aksa’ya yaklaştıklarında, kumandanlar: “İnşâallah, Ürdün nehrini geçerken binme sırası Hz. Ömer’e gelir. Zira, bu Bizans halkı, kendi saraylarında ihtişam ve debdebeden başka bir şey görmedikleri için, başımızdaki halifeyi paçalarını sıvamış, hizmetçisi devenin üzerinde ve kendisi deveyi çekiyor görürlerse bakışları değişir.” diyerek dua etmeye başlarlar. Onların bu şekildeki arzu ve dualarına mukabil Allah (celle celâluhu), en hayırlı olanı tahakkuk ettirmiş ve tam nehri geçecekleri zaman, devenin yularından tutma sırası Hz. Ömer’e gelmiştir. Devenin yularından tutma sırası kendine gelen Hz. Ömer, deveden iner, yerine kölesini bindirir ve ırmağın karşı yakasına bu şekilde geçer. Ayrıca halifenin elbiseleri, oraya gelinceye kadar, devenin üstündeki semere sürtüne sürtüne yırtıldığından o da her defasında bu yırtık yerleri yeniden yamamıştır. –Estağfirullah buna yamadan ziyade, şeref işaretleri demek daha uygundur.– Bütün bu durumları gören papaz, “Tamam, bizim kitaplarımızda haber verilen işte bu zattır. Biz, anahtarları ancak bu zata veririz.” demiş ve onları Hz. Ömer’e teslim etmişlerdir.

6