İçeriğe geç

Bir gün önce, bu sözleri sarfeden Süleyman Paşa, ertesi gün cihat meydanında atının ayağı bir köstebek çukuruna girer ve atından baş aşağı düşerek şehit olur. Bunun üzerine ordunun ileri gelenleri onun başında toplanır ve vasiyetine uyarak el ele tutuşup düşmana hücum ederler; eder ve Bizans’ı bozguna uğratırlar. Savaş sonunda, düşman askerleri şu itirafta bulunur: “Her defasında önünüzde koşan o levent ve civanmert delikanlı var ya, siz bize hücum ettiğinizde o yine sizin önünüzdeydi ve yalın kılıç bize hücum ediyordu.”

Çanakkale Savaşında milletimiz, ordular halindeki ruh insanları olarak topyekün bir Hüdavendigâr, bir Süleyman Paşa ve Bedir’in aslanlarıdırlar. Bunlar “Çanakkale geçilmez!” sözünü tarihe altın harflerle yazdırmışlardır ki, bu ruh insanlarını şâir-i şehîrimiz şu mısralarla destanlaştırmıştır:

“‘Bu, taşındır’ diyerek Kâbe’yi diksem başına; Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına; Sonra gökkubbeyi alsam da, ridâ namıyle, Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;

Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan, Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan; Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına, Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,

Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem; Gündüzün fecr ile âvîzeni lebrîz etsem; Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana… Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.”

Elbette ki, bu ruh insanlarının yazdığı destanlar bitmemiştir, bitmeyecektir de… Milletimize, onun ruh ve mânâ köklerine hasım birçok düşmanın bulunduğu muhakkak. Ne var ki her zaman ruh köklerine sımsıkı bağlı bu necip millet, –Allah’ın inayet ve keremiyle– bütün bu bâdireleri aşıp tıpkı eskiden olduğu gibi bir defa daha dünya devletleri arasında sahip olduğu yeri alacak ve dengesi bozulmuş günümüz coğrafyasında muvazeneyi tesis edecektir.

15