İçeriğe geç

İki kahraman, vadiye doğru ilerlediler. Hz. Abbâd, Ammar’a: “Gecenin başında mı beklemek istersin, sonunda mı?” dedi. Hz. Ammar, önce beklemeyi tercih etti. Nöbete durdu. Abbâd da hemen namaza başladı. Bu sırada çok yorgun olan Ammar uyuyuverdi. Abbâd İbn Bişr’in, arkadaşının uyuduğundan haberi yoktu. O, namazına devam ederken bunları takip eden bir müşrik onu gördü ve bu fırsatı değerlendirmek istedi; istedi ve hemen yayına bir ok yerleştirip fırlattı. Müşrikin oku Hz. Abbâd’a saplandı. Hz. Abbâd ilâhî huzurda öyle bir huşû içindeydi ki, vücuduna saplanan ok değil, sanki bir dikendi. Hiç tavrını bozmadan namazına devam etti. Vücuduna saplanan diğer oku da öbürü gibi eliyle çıkarıp yere attı; rükû ve sücûdunu tamamlayarak selâm verdi. Artık iyice halden düşmüştü. Arkadaşına hafifçe “Kalk, nöbeti al ben yaralandım.” diye seslendi. Bunun üzerine gözlerini açan Hz. Ammar, bir de ne görsün, Abbâd’ın her tarafından kanlar akıyor. Durumu anlamıştı. “Sübhanallah! O müşrik sana ilk oku attığı zaman beni niçin uyandırmadın?” diye sitem etti. Hz. Abbâd ise ona şu karşılığı verdi:

“Ben namazda Kehf sûresini okuyordum. Sûreyi bitirmedikçe kesmek istemedim. Oklar üzerime ard arda gelmeye başlayınca, uyandırıp sana haber vermek için okumayı kestim, rükûa vardım. Vallahi, Resûlullah’ın korunmasını emrettiği boğaz ağzını korumayıp kaybetmiş olmaktan korkmasaydım, sûreyi bitirmeden namazı kesmezdim.”4

10