İçeriğe geç

İşte insan bu ve buna benzer incelemeler sonucu almış olduğu özlerle mârifet peteğini örmeye çalışır. Üstad Hazretleri’nin yaklaşımıyla dışarıdan aldığı bu doneleri içeride bulunan “musaddık-tasdik edici” ile birlikte değerlendirmeye tâbi tutarak bir neticeye ulaşır.

Evet, bunca gayret sonucu ulaşılan seviye ilme’l-yakîn’in avamcasıdır. Bunun havassına gelince; buna ulaşmak yukarıda ağaç-yaprak diyerek âdeta bir çoban anlayışıyla yaklaşıp misalini vermeye çalıştığımız şeyleri bir laborant, bir ilim adamı hassasiyeti içinde ele almakla mümkün olur. O zaman ulaşılan netice riyazî kat’iyet içinde ayrı bir hüviyet kazanır. Dolayısıyla bu insanın imanı “iki kere iki dört eder” kat’iyetini çok aşar ki bu aynı zamanda ayne’l-yakîn’in başlangıcı sayılır.

Burada istidradî olarak bir hususa temas edeyim; Risale-i Nur iman adına ele almış olduğu meselelere bu zaviyeden yaklaşmıştır. Dava-yı nübüvveti temsil etmesi cihetiyle de mebde ile müntehâyı bünyesinde cem etmiştir. Yani onun satırları arasında çobanlara anlatılan şeyler olduğu gibi, gözlerini her açıp kapayışlarında -hâşâ- Allah’a mekân tahsisinin dışında “Rabbim şuradasın!” diyecek ve kendisini O’nun kucağına atacak kadar ilerlemiş seviye insanlarının da alacakları mârifet dersleri vardır. Bu sebeple Risale-i Nur’dan herkes kendi seviyesine göre istifade eder. Kimisi onun sayfaları arasında yüzer-gezer, kimisi de satır aralarından Allah’ın mârifetine giden bin bir yol bulur ve oralarda seyahat eder.

Fakat şunu da ifade edelim, mârifetullahın asgarî seviyesine ulaşmış bir insan a’zamî zühd, a’zamî takva, a’zamî ihlâs ve a’zamî vilâyeti hedef edinerek yoluna devam ettiği müddetçe gerçek mârifetin sağanak sağanak yağmur damlaları hâlinde yağması gibi bir lütfa mazhar olabilir. Tabiî iç âlemleri mârifetin sağanak yağmurlarına mazhar olanların imanları da, eşyayı duyuşları da elbette farklı olacaktır.

5