İçeriğe geç

Yakîn mertebelerinin başlangıcı ilimdir dedik. Meselâ; şu karşımızda âdeta meşher gibi serilen kâinat kitabını bir seyyah, bediî zevki olan bir sanatkâr veya ekoloji ilmine vâkıf, onun derinliklerine dalmış bir ilim adamı gibi tetkik etme ve bundan sonra Allah’ın kelâm sıfatından gelen Kur’ân’ı okuyarak Kur’ân ile kâinat arasında köprüler kurup Cenâb-ı Hakk’ı kabullenme, O’na aksine ihtimal vermeyecek ölçüde inanma, yakînin ilk mertebesidir ki buna ilme’l-yakîn denilebilir. Şayet insanın ister Allah hakkında, isterse Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) hakkındaki ilmi, örneğini verdiğimiz bu seviyenin altına düşerse buna hayvanlık denir. Yanlış anlaşılmasın; o kadarcık imanı olan bir insan hayvan değildir. Zira onun da aşağısında iman ile hiç ilgisi olmayan ve Kur’ân’ın “Onlar hayvan, hayır, hayvandan da aşağı.”1 dediği kâfirler vardır. Fakat bu durum hayvan sıfatlarından biridir. Onun için fıtratın sınırları içinde yürüyen insanoğlu iradesinin hakkını vermek zorundadır. Böylece kendisi için Allah’ın tayin buyurduğu yolda yürürken, Âkif’in şairane konuştuğu bir yerde dediği gibi “hürr-ü mutlak” veya daha doğru bir tabirle “hürr-ü mukayyet” hâliyle insanlığı iradesiyle yakalayıp, insan için mukadder olan insanî duygu ve düşünceleri elde etmeli ve o makama yükselmelidir.

Hemen belirtelim ki ilme’l-yakînin de kendi içinde mertebeleri vardır. Meselâ; bir insan ağaçların yapraklarına bakar, onlardaki canlılığı, insana anlatmak istediği mânâyı özümsemeye çalışır, onların ifraz ettikleri karbondioksite bakar, gece-gündüz değişimlerine dikkat eder, bitkilerle insanlar arasındaki uyuma göz gezdirir, ihtimal hesaplarını nazara alarak bu hâdiselerin rastlantı olabilme durumlarını araştırır, sonra güneşten gelen değişik dalga boyundaki ışınların ağaçlar üzerindeki tesirlerini inceler, o ışınların meyvelerin meydana gelmesindeki katkısını ele alır… vs.

4