8. Bu tür hâdiselerin önlenmesinde yapılan bir yanlışlık da, lokal çözüm arayışı oluyor. Yani arıza nerede zuhur ediyorsa, orada onun üzerine gidiliyor. Hâlbuki çözümde, hastalığın kökenine ve temeline inmek şarttır. Meselâ, bacaklardaki ağrının menşei disk kayması ise, müdahale diske yapılır ve o ağrı-sızı ile hiç uğraşılmaz. İnsan vücudu için geçerli olan bu kaide, sosyal hayatta toplum için de geçerlidir. Bu itibarla da meselelere bu zaviyeden bakacak olursak; bu hâdiselerin temelinde kendimize ait öz değerlerimizden uzaklaşma, Allah’a ve ahirete inanç noktasında tam anlamıyla beslenememe, toplumun bu değerlerle bütünleşememesi vardır ki; Âkif’in ifadesiyle; “Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.” Bu korku olmadığı takdirde ne irfanın, ne vicdanın tesirini bulabilmek mümkün değildir. Öyleyse köklü çözüm, yeniden insanımızda bu hissin uyarılması ile mümkün olacaktır. Böyle bir şey gerçekleştirilebildiği takdirde, insanlar “insan-ı kâmil” veya murâkabe ve muhasebe insanı olma yoluna gireceklerdir ki; o zaman şimdilerde problem olan şeyler -inşâallah- bütünüyle ortadan kalkacaktır. Yalnız, bu çok uzun zaman isteyen bir yoldur. Bir, iki, belki üç nesil ister.
Evet, din, insan ve toplum hayatı adına, yeri başka hiçbir şeyle doldurulamayacak kadar önemli bir dinamiktir. Merhum Aksekili’nin ifadesiyle, “İnsan dine inanmıyorsa, onu inzibat kuvvetleri ile zapturapt altına almak mümkün değildir.” Hele Türk milleti gibi zeki bir milleti, dünyevî cezaî müeyyidelerle bir yere bağlamak imkânsızdır. İnsanlarda ahiret endişesi olmadıktan sonra zekâlarını kullanarak mevcut kanunların yüzde 60-70’inin rahatlıkla açığını bulur, altından sıyrılabilirler. Öyleyse uzun bir zaman dahi olsa, nesillerin din ve dinî değerlere yönlendirilmesine ve toplumu, gerçekten temiz, pak bir toplum hâline getirecek nesillerin yetiştirilmesine özen gösterilmelidir.