Bitirirken, bu iftira münasebetiyle, Hz. Âişe Validemiz’e yapılan zina iftirası olayının sık sık aklıma geldiğini itiraf edeyim. Malum o hâdise, Hz. Âişe’nin gözyaşı pınarlarını kurutmuş, o mübarek anamızı bildiği şeyleri dahi hatırlayamayacak bir hâle sokmuştu. Zira bir taraftan kendi iffeti, diğer taraftan babasının itibarı, annesinin şeref ve haysiyeti, mensup olduğu kabilesinin durumu ve hepsinden öte Hz. Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) namusu söz konusuydu. Dolayısıyla, o iftirayı şahsî bir olay olarak değerlendirmek doğru değildir. Onun için Hz. Âişe Validemiz, berâtı semadan Hz. Cebrail’in getirdiği vahiy ile tescil edilene kadar ağladı durdu. Bu arada cereyan eden gelişmelerde belki Allah Resûlü de dahil, birçoklarına karşı içinde bir burukluk hissetti. Çünkü Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ona: “Böyle bir şey yaptınsa istiğfar et, Allah Gafur ve Rahîm’dir.” demişti. O da berât fermanı geldiğinde, anne ve babasının “Kızım kalk, Resûlullah’a teşekkür et!” teklifine: “Hayır, ben Allah’a teşekkür ederim!” cevabını vermişti. Hâlbuki o Hz. Âişe idi, karşısındaki de yeryüzünde vahyin temsilcisi. Demek ki o seviyedeki insanlar arasında bile bu türlü rencide olmalar olabiliyor.
Bununla mevhum liste olayı arasında ne türlü bir irtibat kurarsanız, onu da sizin irfan, iz’an ve idrakinize havale ediyorum.