Batılı devletler, -ister istemez- Osmanlı’nın vârisi olan veya öyle görülen Türkiye’yi iktisadî, siyasî, idarî ve kültürel alanlarda uyguladıkları stratejilerle yıllarca kendi kontrolleri altında tutmayı başarmış ve hemen her sahada istedikleri gibi onu yönlendirmişlerdi. Fakat dünya coğrafyasında meydana gelen yeni gelişmeler, özellikle Rusya’nın başını çektiği komünist blokun çökmesi, dünya dengesinde zaten önemli bir konumu olan Türkiye’yi daha da önemli hâle getirdi. Türkiye, kısmen de olsa bunun farkında olarak değişik açılım ve atılımlar içinde bulundu. Bu durum, herkesten çok Batılı devletleri ve âdeta onların temsilcileri hüviyetinde iş yapan güç odaklarını rahatsız etti ve hâlen de etmektedir. Zira şimdi Türkiye, şartların zorlamasıyla uranyum atomu gibi yerinde duramıyor ve vâki dünya gerçekleri karşısında bizzat devlet eliyle veya sivil toplum örgütleri vasıtasıyla birtakım açılımlarda bulunuyor. Batılı devletler, bu gelişmeleri önlemek ve eskiden olduğu gibi Türkiye’yi yine abluka altına almak için, başta PKK olmak üzere, komşularımızla da bizi gaileden gaileye sürüklemeye çalışıyorlar. İşte tam bu ortamda meydana gelen malum hâdise ve peşi sıra sökün eden gelişmeler, iç ve dış güç odaklarının arayıp da bulamadığı bir fırsat oldu. Onun için -olayları örtbas etmek isteyen marjinal bir kesim hariç- Çankaya’nın, hükümetin, muhalefetin, ordunun, emniyetin ve halkın bir an önce olayların sonuçlanmasını istemesine rağmen, onların bunu, bahsini ettiğim gerekçeye binaen kasıtlı olarak büyüttüğü kanaatindeyim.
2. Hâdiselere adı karışan insanların isminin geçtiği listede, benim de adımın zikredilmesine gelince;