İçeriğe geç

Bu arada şunu da özellikle belirtmek isterim: Düşmanların saldırısından, dostların da gıpta ve haset damarlarını harekete geçirmekten her zaman uzak durmak, üzerinde hassas olunması gereken bir prensiptir. Bu sebeple, iyi bir mü’min, içte ve Rabbi ile münasebetinde olabildiğine derin, fakat dış görünüşü itibarıyla mukassî olmalıdır. Aksi hâl, nifak alâmetidir. Bu tür prensipleri, hayatî esasları pratiğe geçirmek zor olabilir. Dine ve millete hizmet, Allah’ın lütfu ve inayetiyle tasavvur ve tahayyül edilenin çok ötesinde cereyan ediyor. Düşünceler aksiyon içinde şekilleniyor ve her şey tabiatıyla açıkta cereyan ediyor. Gizlenecek bir şey yok. Ne var ki; bütün bu olup bitenler, düşmanca tavır içinde bulunan kişi, kurum, kuruluş ve güç odaklarının hasmâne düşüncelerini harekete geçiriyor.

Fakat ya dostlara ne demeli? Haberi tahkik etmeden, etme lüzumunu duymadan, sanki bir açık bekleniyormuş da bulunmuş gibi, hangi üslûpla olursa olsun, hiç kimsenin yapmadığı bir şekilde bunu manşetlere, spotlara taşıyan dostlara ne demeli? Bu davranışları ile, duygu ve düşünce açısından kendilerine hiç yakıştıramadığım münafıkça bir yaklaşım tarzı sergileyen bu arkadaşlara diyecek bir şey bulamıyorum..! Kur’ân, Hucurât sûresinin 6. âyetinde haberin tahkikini emrederken, bir telefon açma zahmetine dahi katlanmadan, bunu yayınlayan ve hasetleri imanlarının önüne geçmiş bu dostlara inanın bir şey diyemiyorum..!

5