İçeriğe geç

“Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı. Bu böyledir; onları başka bir millete miras bıraktık.”53

Arkada nice cennetler, bağ ve bahçeler bırakıp gittiler. Gerçi kısmen yaşadılar; yaşadılar ama buradaki zevk u sefayı alıp götüremediler. Gittiler ama, arkada sadece bir sürü inilti ve inkisar bırakıp öyle gittiler. Arkalarında nice kaynaklar ve tertemiz sular, altın çayırlar, üfül üfül bağ ve bahçeler bıraktılar da, onlara hiçbir faydası olmadı.

Evet, en hoş makamları, bel bağladıkları imkânları ve hep ellerinde kalacakmış gibi bel bağladıkları pâyeleri arkada bırakıp da öyle gittiler. Hâsılı, içinde yüzüp durdukları o çeşit çeşit nimetlerden olup ürperten bir boşluğa yuvarlandılar.

Sanki Kur’ân böylelerine şöyle diyor:

“Biz hep böyle yaptık; insanları aldık götürdük ve onların arkasından arzı başkalarına miras bıraktık. (Onlar, ‘Ben, ben’ dediler. Biz de sildik o bütün ‘ben’leri ve arkadan başkalarını getirdik. Gittiler) ve ne sema ne de arz onlara ağladı. (Zira hiçbir kıymeti yoktu onların. Çünkü onlar, sema ve arzın mânâsını anlamamışlardı.)”54

Evet, onlar, bu iki sarayın mânâsına muttali olamamış, Sahibini tanıyamamış, şeriat-ı fıtriye kitabını okuyamamış ve muttali olmaları gereken şeye muttali olamamışlardı. Onun için, sema ve arz onların arkalarından ağlamıyor, ağlamak bir yana memnun oluyordu.

Bediüzzaman’ın tespitiyle, Kur’ân onlar hakkında âyetin55 mefhum-u muhalifiyle diyordu ki: “Ehl-i imanın dünyadan gitmesiyle, semavat ve zemin, onların üstünde ağlıyor.”56 Yani, mü’minler ölünce sema gözyaşı döker.

348