İçeriğe geç

“Bir zaman, Eskişehir Hapishanesinin penceresinde oturmuştum. Karşısındaki lise mektebinin büyük kızları, onun avlusunda gülerek raks ediyorlardı. Birden, mânevî bir sinema ile elli sene sonraki vaziyetleri bana göründü. Ve gördüm ki, o elli-altmış kızlardan ve talebelerden kırk-ellisi, kabirde toprak oluyorlar, azap çekiyorlar. Ve on tanesi, yetmiş-seksen yaşında çirkinleşmiş; gençliğinde iffetini muhafaza etmediğinden, sevmek beklediği nazarlardan nefret görüyorlar kat’î müşâhede ettim. Onların acınacak hâllerine ağladım. Hapishanedeki bir kısım arkadaşlar ağladığımı işittiler. Geldiler, sordular. Ben dedim: ‘Şimdi beni kendi hâlime bırakınız, gidiniz.’

Evet, gördüğüm hakikattir; hayal değil. Nasıl ki, bu yaz ve güzün âhiri kıştır. Öyle de, gençlik yazı ve ihtiyarlık güzünün arkası da kabir ve berzah kışıdır.

Geçmiş zamanın elli sene evvelki hâdisâtı sinema ile hâlihazırda gösterildiği gibi, gelecek zamanın elli sene sonraki istikbal hâdisâtını gösteren bir sinema bulunsa, ehl-i dalâlet ve sefaletin elli-altmış sene sonraki vaziyetleri onlara gösterilseydi, şimdiki güldüklerine ve gayri meşru keyiflerine nefretle ve teellümlerle ağlayacaklardı…”51

ı. Kur’ân’ın İktisadî Hayatımıza Getirdiği Ölçü

Dünya geçici, onun zevkleri de -ne kadar çok olursa olsun- sayılıdır. Makam ve mansıplar ise, hiç de emniyet edilecek kadar sağlam ve muhkem şeyler değildir. Şimdiye kadar binler ve yüz binler oralara meftun yaşadı, ardından da bırakıp gittiler. Giderken de yanlarında hiçbir şey götüremediler.

Oysaki, ahirete sadece salih amel ve selim bir kalble gidenler kurtulacaklar.52 Orada kendini kurtaramayacak olanlara, dünyadaki refah, mutluluk, ihtişam ve saltanatları hiçbir fayda vermeyecektir. Kur’ân, onların ahirette faydasız olan dünya hayatlarını şöyle resmeder:

347