İnsanın maddesinin yanında, ondan çok daha yüksek, çok daha derin ve çok daha kıymetli ruh, kalb, sır gibi bilinir-bilinmez nice duyguları vardır. Ondaki bütün bu duygular, kendi buudları ve çerçeveleri içinde tatmin istemektedir. Öyle ise, insanın yalnız maddî ihtiyaçlarının karşılanması sadece kaba bir tatmin; ona yalnız maddesiyle yaklaşmak da, onu anlamaktan çok uzak bir yaklaşımdır.
Eğer insan, bazılarının zannettiği gibi, sadece maddeden ibaret ekonomik bir hayvan olsaydı, para ve emtia ile onun bütün ihtiyaçları giderilir, o da bunlarla mesut ve bahtiyar olabilirdi.
Hâlbuki yukarıda da arz ettiğimiz gibi, insanın, maddesinin yanında belki ondan daha fazla ihtiyacı olan kalbi, aklı, ruhu ve hissiyatı… gibi derinlikleri vardır. Özellikle günümüz insanı, bu hususlar açısından tam beslenmediği için hep stres ve buhran içindedir. Bütün bu buhranların ve streslerin altında da, onun duygularının ihtiyaçlarına cevap verememe vardır. İşte bizler, tüketim meselesini ele alırken meseleye bir de bu zaviyeden bakarak incelemeye çalışacağız.
Evet, biz, tükettiğimiz her şeyi, ruhî ve kalbî hayatımızı, his ve duygularımızı inkişaf ve terakki ettirmeyi hedef alarak tüketme durumundayız. Dahası, tüketirken de, meselenin sadece helâl veya haram olmasına bakmayıp, bazen Rabbin rızasını kazanmak için icabında helâl olanları bile terk etmek suretiyle, zahidane davranır ve meselenin bu yanına, maddî yöne verilen ehemmiyetten daha çok ehemmiyet verir ve hayatımızı âdeta kılı kırk yararcasına yaşarız.