Resûl-i Ekrem’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) bâdiyede (çöl) Zâhir adında, çiçek gibi bir dostu vardır. O, bedevî bir insandır. Çölde bulduğu şeyleri getirir, Medine pazarında satar ve her Medine’ye gelişinde de Resûl-i Ekrem’e bir demet çiçek sunardı. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Zâhir, bizim bâdiyemiz, o bizim çöl insanımızdır.” buyururlardı.
Bir gün o, Medine pazarında ticaret yaparken Allah Resûlü sessizce arkadan gelip Zâhir’e yaklaştı ve gözlerini tuttu. Zâhir önce, “Kim O? Kimse bıraksın beni!” dedi. Sonra Resûl-i Ekrem olduğunu anlayınca O’na sırtıyla iyice yaslanıverdi. Yümnünden, bereketinden, şeref ve nuraniyetinden istifade etmek için, o mücessem nurla tam bir kurbet ve yakınlık düşüncesiyle bunu yapıyordu.
İşte bu esnada Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem), çevresindekilere seslenerek, “Bir köle var, satıyorum, alan var mı?” diye buyurdu.
Bu, Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) bütün hayatında yaptığı üç-beş latifeden biriydi. Zâhir, bünye itibarıyla görkemli, boylu-poslu birisi değildi. Ona çirkin denemezdi, ama güzel olduğu da söylenemezdi.
Zâhir, Allah Resûlü’nün latifesine şu şekilde mukabelede bulundu: “Yâ Resûlallah! Beni satsan çok para etmem. Çünkü güzel değilim!” Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) içini çekti ve şöyle buyurdu: “Fakat sen, Allah yanında çok kıymetlisin…”21
İşte bir başka misal daha; Tebük seferinde cihana fazilet dersi veren bir cemaatten damla damla dökülen bir misal:
Daha evvel bu seferin ne kadar zor ve nâmüsait şartlar altında gerçekleştiğini belirtmiştik. Bu sefer esnasında maruz kalınan susuzluğu anlatırken bir sahabi aynen şöyle der:
Dipnotlar
- 21 Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 3/161; İbn Hacer, el-İsâbe 2/547.