İçeriğe geç

Amr b. Cemuh, ayakları iki büklüm ve eğriydi. Sopayla ancak yürüyebiliyordu. Ama o, cesur mu cesur, mert mi mert, levent mi levent birisiydi. Bir sürü evlât yetiştirmiş ve hepsini Resûl-i Ekrem’e asker olarak takdim etmişti. Uhud’a çıkılırken henüz bir senelik Müslümandı. Çocukları, “Baba sen çıkma! 70-80 yaşındasın. Biz savaşırız senin yerine. İman ettin, dünyanı aydınlattın, bu sana yeter!” diyorlardı.

O, çocukların bu düşüncesi karşısında onları ikna edemediği için, sopasına dayana dayana huzur-u Risâletpenâhi’ye gelmiş ve “Yâ Resûlallah! Bak şu çocukların hâline. Benim cihada iştirak etmeme mâni olmak istiyorlar.” demişti.

Allah Resûlü de onu teskin ve evde kalmasını temin sadedinde, “Sen yaşlısın, sakatsın; dolayısıyla da muafsın, evde kalabilirsin.” demişti. Ama o, “Yâ Resûlallah! Bırak, Allah yolunda şehit olayım?” demiş ve bu konuda ısrarda bulunmuştu.

Tekrar ediyorum; bu zat, bir sene evvel Müslüman olmuştu… Olmuştu ama, iman iliklerine kadar işlemişti. Hayatı istihkâr ediyor ve burnunda burcu burcu Cennet kokuları tütüyordu. Onun bu hâli karşısında Allah Resûlü çocuklarına işaret ve iş’arda bulunarak, “Bırakın babanızı, gitsin!” buyurmuşlardı. Bıraktılar ve sopasına dayana dayana Uhud’a kadar yürüdü. Yürüdü ve ilk hamlede, Allah Resûlü’nün gözünden kayboldu. Birkaç dakika sonra gözleri Mele-i A’lâ’ya dikilen Allah Resûlü’nün şöyle buyurduğu duyuldu:

“Ben, şu dakikada Amr b. Cemuh’u Cennet’te o çarpık ayakları düzelmiş, dimdik yürürken görüyorum.” Aradılar. Onu Cabir’in babası Abdullah İbn Amr’la sırt sırta yatıyor buldular.32

337