Evet, mü’min, hayatını işte böyle istihkar eder ve “Ben öleyim, başkaları yaşasın!” der. Onun nazarında hayatın, millet için, insanlık için yaşandığı müddetçe bir mânâsı vardır ve o, ömrünün dakikalarını hep bu duygu içinde değerlendirir.
Beden insanına gelince, onu da Kur’ân-ı Kerim şöyle hikâye eder:
Onlar, “Ey Musa! Onlar orada oldukça biz asla oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin, savaşın; doğrusu biz burada oturacağız.” demişlerdi.33
d. İtrafa (lüks) Düşmeyenlerin Gerçekleştirdiği Zafer
İtrafın; himmetin, aklın, ruhun zaafı; letâifin dumura uğraması ve hayatın sadece dünya hayatına inhisar ettirilmesi olduğuna işaret etmiştik. Bu, zevk u sefa hâli, şehevanî duygular ve lezaizle köpürtülmüş, süslendirilmiş ve âdeta bir mihrap hâline getirilmiş, dışı süs, içi pis öyle bir gayrettir ki, öteden beri perişan, sefil ve zelil olan milletler hep onun bağrında yok olup gitmişlerdir.
Şimdi bir de şu tabloya bakın!
Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) isimlerini bir sayfaya yazıp sığdırabileceğimiz 313 (üç yüz on üç) insanla Bedir’e çıkıyor. İşte, henüz ciddî bir muharebe tekniği dahi bilmeyen bu bir avuç insan, günü gelince insanlığın kaderini değiştirecek ve tarihe yeni bir şekil vereceklerdir.
Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem), arkasındaki cemaatin imanından, iz’anından, cesaretinden, azm u ikdamından şüphesi yoktur. Bununla beraber o, kendisine bu mevzuda sabr u sebat sözü vermelerini ister. Bu 313 kişi arasında tek süvari vardır: Mikdad b. Amr veya Esved.
Dipnotlar
- 33 Mâide sûresi, 5/24.