Biz, insanı bütün olarak ele alır ve kazanmada olduğu gibi tüketimde de faziletli olmaya çağırırız. Bir yönüyle meselelerimiz objektif ve paraya dayalıdır. Diğer yönüyle de subjektif ve insanın ruh, kalb ve latîfeleriyle yakından alâkalıdır. Zaten insanı faziletli kılan da, bu iki yönün beraber temsil edilmesine bağlıdır.
Her şeyden evvel fazilet, insanın dünyaya geliş gayesidir. Paraya gelince o ancak, Allah (celle celâluhu), Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve insanlar nazarında faziletli olan insanların elinde bir fazilet unsuru olabilir. Evet, para, yerine göre fazilete yardımcı bir esas olsa da, bazılarının zannettiği gibi o, hiçbir zaman faziletin muallâ yerine bizzat çıkıp oturamaz ve oturmamalıdır da.
Para daha önce de izah ettiğimiz gibi Tebük’te bir işe yaramış ve fazilete hizmet etmiştir. O, Tebük’e katılanları faziletli kıldığı gibi, din, iman, ülkü ve ülkü yolundaki katkılarıyla bir fazilet vesilesi sayılsa da, kendi olarak çok fazla bir şey ifade etmemektedir.
d. Fazilet Potasında Yoğrulanlar
İsterseniz kudsî bir gaye ve başkaları için yaşama duygusunu biraz daha açarak, fazilet potasında yoğrulmuş yüksek seviyeli fertlerin, mal ve serveti, lüks ve müreffeh dünya hayatını nasıl istihkâr edip küçümsediklerini ve insanı yutan bu uğursuz tüketim girdaplarından onların nasıl kurtulabildiklerini bir iki misalle tespit etmeye çalışalım. Zannediyorum bu kadarcık olsun bir kapı aralamakla, tüketim anlayışımızdaki fazilet ve fedakârlığın yeri daha da iyi anlaşılmış olacaktır.