İçeriğe geç

Buraya kadar mukattaa harfleri hakkında söylediklerimizi özetleyecek olursak; الٓمٓرٰ, الٓمٓصٓ, الٓمٓ gibi mukattaâtın hepsinin birer mânâsı vardır. Hatta bazılarınca bu harflerin bir kısmı ilâhî isimler olarak kabul edilmiş, bir kısmının terkibinde ise daha farklı şeylerden söz edilmiştir. Mesela, hem mütekaddimîn ve hem de müteahhirîn müfessirlerin birçoğunun ifade ettiği gibi, her biri mukattaa harfi olan ve ayrı ayrı üç sûrenin başında bulunan نٓ, حٰمٓ, الٓرٰ harfleri bir araya getirildiğinde Cenab-ı Hakk’ın اَلرَّحْمٰنُ ismi ortaya çıkmaktadır ki, ilmin kapısı olan Hazreti Ali de (radıyallâhu anh), doğrudan doğruya hurûf-u mukattaayı “Cenab-ı Hakk’ın isimleri” kabul etmiştir.[11] Ayrıca Hazreti Ali, hurûf-u mukattaadan كٓهٰيٰعٓصٓ ve حٰمٓ ۝ عٓسٓقٓ harflerinin Allah’ın ayrı ayrı birer ismi olduğunu söylemiş ve her kitabın bir özeti bulunduğu gibi Kur’ân’ın özetinin de bu hecâ harfleri olduğunu söylemiştir.[12]

Bundan başka, aktâb ve müceddidîn, bu terkiplerde, zalim, kâfir ve fâcirlerin ağızlarını bağlama gibi bir haslet müşâhede etmişler, –her ne kadar biz bunları o istikamette kullanmayı tecviz etmesek de– bu isimleri virdleri içinde hep söyleyegelmişlerdir. Mesela Ahmet Ziyaeddin Gümüşhanevî Hazretleri’nin Mecmuatü’l-Ahzâb adlı dua kitabındaki pek çok hizipte bu mübarek iki terkibi görmek mümkündür.

92