yarattıklarını güzelleştirmek ve süslemek için gayet şiddetli bir irade ve kasd bulunduğunu apaçık şekilde gösterir. O irade ise zorunlu olarak, Sâni’de sanatına karşı kuvvetli bir rağbet ve mukaddes bir muhabbet bulunduğuna işaret eder. İşte sanatlı varlıklar içinde en kuşatıcı olan ve bütün sanat inceliklerini birden kendinde gösteren, bilen, bildiren, kendini sevdiren ve başka varlıklardaki güzellikleri “Maşallah” deyip takdir eden, açıktır ki, sanatını gözeten ve çok seven Sâni’in nazarında en sevgili olacaktır.
İşte sanatlı varlıkları yaldızlayan meziyetlere ve güzelliklere, onları ışıklandıran latifelere ve kemâlâta karşı, “Sübhânallah, Mâşâallah, Allahu Ekber” diyerek gökleri ve Kur’an’ın nağmeleriyle kâinatı çınlatan, beğenip takdir etmekle, tefekkür edip göstermekle, zikir ve tevhid ile karaları ve denizleri cezbeye getiren yine, açıkça, o zâttır.
Öyle bir zât ki:اَلسَّبَبُ كَالْفَاعِلِ sırrınca bütün ümmetinin işlediği sevapların bir misli, onun amel defterine kaydedilir. Ümmetinin salâvatları onun manevî kemâlâtına kuvvet verir. O, gördüğü peygamberlik vazifesinin neticeleri ve manevî ücretiyle beraber Cenâb-ı Hakk’ın rahmet ve muhabbetinin sonsuz feyzine mazhardır. İşte o zâtın Mirac merdiveniyle cennete, Sidretü’l-Müntehâ’ya, Arş’a ve Kâb-ı Kavseyn’e kadar gitmesi elbette hakkın, hakikatin ve hikmetin ta kendisidir.
اَلْبَاقِي هُوَ الْبَاقِي
Said Nursî
Dipnotlar
- (Bir işe) sebep olan, (onu bizzat) yapan gibidir.
- Peygamber Efendimizin ulaştığı en son makam.
- Bkz. Necm sûresi, 53/4-18; İsrâ sûresi, 17/1.
- Kendinden başka her şeyin fâni olduğu gerçek Bâki, Allah’tır.
- Haşiye: En mühim Müslüman gazetelerinden birinde, bütün İslam âlemini ilgilendiren, gayet mühim siyasilerin ve toplum hayatı ile çok alâkadar olan hukukçuların 1927 senesinde Avrupa’da toplandığı bir kongrede (mühim yabancı filozoflar) Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) getirdiği dine dair aşağıda yazılan Arapça parçanın aynısını kendi dilleriyle söylemişler. O Arapça gazetenin naklettiği Arapça ifadeyi aynen yazıyor ve tercümesini de altına ilave ediyoruz. Nur Çeşmesi’nin sonunda yazılan, yabancı felsefecilerden kırk üç tanesinin beyanları, bu iki kahraman filozofun beyanları ile, kırk beş tane doğru şahit oluyor. اَلْفَضْلُ مَا شَهِدَتْ بِهِ الْأَعْدَاءُ “Fazilet odur ki, düşmanlar dahi onu tasdik etsin.”
- İbni Kesîr, Tefsîru’l-Kur’an 2/539; el-Mâverdî, A’lâmü’n-Nübüvve 1/268; Ebu’l-Abbas el-Mukri’, Nefhu’t-Tayyib 2/358. Tercümesinin Bir Özeti Evet, Batılı ilim adamları ve felsefeciler itiraf ve kabul etmiştir ki, İslamiyet’in kanunları yüksek bir tarzda, âlemin ıslahına kâfidir. 1927 senesinde, bütün hukukçuların toplandığı Milletlerarası Hukuk Kongresi’nde, kongrenin reisi, felsefeci, Profesör Shebol şöyle demiştir: “Muhammed’in (aleyhissalâtü vesselam) insanlığa mensup olmasıyla bütün beşeriyet muhakkak iftihar eder. Çünkü o zât, ümmî olmakla beraber, on üç asır önce öyle bir din getirmiş ki, biz Avrupalılar iki bin sene sonra onun kıymetine ve hakikatine yetişsek en mesut, en saadetli insanlar oluruz.” İkincisi veyahut Nur Çeşmesi’nin sonuna ilave edilenlerle kırk beşincisi olan Bernard Shaw ise şöyle demiş: “Muhammed’in (aleyhissalâtü vesselam) dininin en yüksek takdir makamına çıkmasının sebebi, gayet hayret verici ve sağlam bir hayat temin etmesidir. Kanaatim şudur ki: O din tek, biricik, benzersiz bir din olup, hayatın çeşitli, ayrı ayrı bütün tavırlarını ve çeşitlerini hazmettiriyor. Yani, ıslah ve dönüştürme tarzında tasfiye edip yükseltiyor. Hem Muhammed’in (aleyhissalâtü vesselam) dini öyle bir dindir ki, insanlığın ayrı ayrı bütün milletlerini kendine çekebilir. Ben görüyorum ve inanıyorum ki, ‘Muhammed (aleyhissalâtü vesselam) insanlığın kurtarıcısıdır ve kurtarıcı namının ona verilmesi lâzımdır.’ demek vaciptir.” Hem şöyle demiş: “Ben inanıyorum ki, Muhammed’in (aleyhissalâtü vesselam) eşi benzeri, yani ahlâkında, tarzında bir insan bugün dünyaya reis olsa, hükmetse, bu yeni dünyanın meselelerini halledip şu yeni, karmakarışık âlemde umumi barışa ve hayatta saadetin ortaya çıkmasına sebep olacak. Evet, bu yeni âlemin, barış ve saadete ne kadar şiddetli ihtiyacı olduğunu herkes anlar!”