Dokuzuncu Reşha
Hem bilirsin ki, basit bir adam, küçük fakat mahcup edici bir yalanı az bir haysiyetle, küçük bir toplulukta, küçük ve tartışmalı bir meselede, düşmanlarının yanında, utanmadan, korkusuzca, hilesini hissettirmeyecek derecede endişe ve telâş göstermeden söyleyemez. Şimdi bu zâta bak:
Onun pek büyük bir vazifede, pek büyük bir vazifeli olarak, pek büyük bir haysiyetle, çok emniyete muhtaç bir halde, pek büyük bir cemaatte, pek büyük bir düşmanlık karşısında, pek büyük meselelerde, pek büyük bir davada serbestçe, korkusuzca, tereddütsüz, telâşsız, utanmaksızın, samimi bir şekilde, büyük bir ciddiyetle, hasımlarının damarlarına dokunduracak gür bir sesle, yüce bir üslûpla söylediği sözlerde hiç yalan bulunabilir mi? O sözlere hile karışması mümkün müdür? Asla!
إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحٰى Evet, hak aldatmaz, hakikati gören aldanmaz. Onun hak olan mesleği hileye ihtiyaç duymaz, tenezzül etmez. Hayalin ne haddine ki, hakikati görenlerin gözüne hakikat gibi görünsün, onları aldatsın!
Onuncu Reşha
İşte bak! O zât ne kadar merak uyandıran, cazibeli, lüzumlu ve müthiş hakikatleri gösterir, meseleleri ispat eder. Bilirsin ki, insanı en çok tahrik eden şey meraktır. Hatta sana, “Ömrünün ve malının yarısını verirsen, aydan ve Jüpiter gezegeninden biri gelip oralarda ne var, ne yok söyleyecek. Senin istikbalini ve başına gelecekleri doğru olarak haber verecek.” dense, merakın varsa ömrünün ve malının yarısını verirsin.
Halbuki şu zât öyle bir Sultan’dan haber getiriyor ki, O’nun memleketinde ay, bir sinek gibi, bir pervanenin etrafında döner. O pervane dünyadır, bir lambanın etrafında uçar. O lamba ise güneştir, o Sultan’ın binlerce menzilinden bir misafirhanesinde, binlerce lambadan biridir.
Hem o zât, akıllara durgunluk veren öyle bir âlemden doğru şekilde bahsediyor ve öyle bir değişimi haber veriyor ki, binlerce yerküre
Dipnotlar
- “O, kendisine indirilen bir vahiyden başka bir şey değildir.” (Necm sûresi, 53/4).