sayfalarda sayıca güzel ve mânidar bir münasebet gösterir. HAŞİYE-1 HAŞİYE-2 HAŞİYE-3 HAŞİYE-4
İkinci Nükte
Hazreti Musa’nın (aleyhisselam) zamanında sihir revaçta olduğundan, mühim mucizelerinin ona benzer bir şekilde gelmesi ve Hazreti İsa’nın (aleyhisselam) zamanında tıp revaçta olduğundan, mucizelerinin çoğunun o cinsten görülmesi gibi, Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) zamanında da Arap yarımadasında en çok kıymet verilen dört şey vardı:
• Birincisi: Belâgat ve dilin güzel, akıcı bir şekilde kullanılması.
• İkincisi: Şiir ve hitabet.
• Üçüncüsü: Kâhinlik ve gaipten haber vermek.
• Dördüncüsü: Geçmiş hadiseleri ve kâinatla ilgili vakaları bilmek.
Dipnotlar
- HAŞİYE-1 Kur’an’ın göz alıcı ve kafiyeli ifadeleri, akıcı, düzgün, sanatlı üslûbu ve nazarı kendine çevirecek belâgatinin meziyetleri çok olmakla beraber, daima Allah’ı zikredenlere ve O’na yakaranlara yüksek ciddiyeti, ilahî huzuru, birbiriyle uyumlu ve zıt sözlerin bir arada bulunduğu hissini veriyor, bunu bozmuyor. Halbuki akıcı ve düzgün söyleyiş, söz sanatları, nazım ve kafiye gibi meziyetler, ciddiyeti bozar, zarafet hissettirir, huzuru ve bakışı dağıtır. Hatta münâcâtın en hoşu, en ciddisi, en yüce nazımlısı ve Mısır’ın kıtlık ve yoksulluğunun ortadan kalkmasının sebebi olan İmam Şâfiî’nin meşhur bir münâcâtını çok defa okuyordum. Gördüm ki, nazımlı, kafiyeli olduğu için münâcâtın yüksek ciddiyetini koruyamıyor. Sekiz dokuz senedir virdimdir. Hakiki ciddiyeti, ondaki kafiye ve nazımla birleştiremedim. Anladım ki, Kur’an’ın has, fıtrî, seçkin ve üstün olan kafiyelerinde, nazmında ve meziyetlerinde bir tür mucizelik var ki, hakiki ciddiyeti ve tam huzuru korur, bozmaz. İşte daima Allah’a yakaran ve O’nu zikredenler, bu tür mucizeliği akıllarıyla anlamasa da kalblerinde hisseder. HAŞİYE-2 Kur’an-ı Mucizü’l-Beyan’ın manevî bir mucizelik sırrı şudur ki, Kur’an, ism-i âzama mazhar olan Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) imanının pek büyük ve parlak derecesini ifade ediyor. Hem mukaddes bir harita gibi, ahiret ve rubûbiyet âlemlerinin yüksek hakikatlerini bildiren, gayet büyük, geniş ve yüce olan hak dinin yüce mertebesini fıtrî bir tarzda beyan ediyor, ders veriyor. Hem kâinatın Hâlık’ının, bütün varlıkların Rabbi olması yönüyle, sonsuz izzet ve haşmetiyle hitabını bildiriyor. Elbette, Furkan’ın bu suretteki ifadelerine ve Kur’an’ın bu tarzdaki beyanına karşı قُلْ لَئِنِ اجْتَمَعَتِ الْإِنْسُ وَالْجِنُّ عَلٰى أَنْ يَأْتُوا مِِثْلِ هٰذَا
- الْقُرْاٰنِ لَا يَأْتُونَ بِمِثْلِه۪ sırrıyla bütün insanların akılları birleşse, bir tek akıl olsa dahi ona meydan okuyamaz. 2*أَيْنَ الثَّرٰى مِنَ الثُّرَيَّاÇünkü şu üç esas noktasından, Kur’an’ın üslûbunun taklidi kesinlikle mümkün değildir ve benzeri olamaz!..
- * “De ki: Yemin ederim! Eğer insanlar ve cinler, bu Kur’an’ın benzerini yapmak için bir araya toplansalar, (hatta birbirlerine destek olup güçlerini birleştirseler bile) yine de onun gibi bir Kitap meydana getiremezler.” (İsrâ sûresi, 17/88).
244