İçeriğe geç

öyledir...) ve Sa’ye’nin iki oğlu Esîd ve Sa’lebe… İbnü’l-Heyyebân adlı, Allah’ı bilen bir zât, Resûl-u Ekrem’in peygamberliğinden önce Benî Nadr kabilesine misafir olmuş, قَرِيبٌ ظُهُورُ نَبِيٍّ، هٰذَا دَارُ هِجْرَتِه۪ demiş ve orada vefat etmişti. Sonra o kabile Resûl-u Ekrem (aleyhissalâtü vesselam) ile savaştığı zaman, Esîd ve Sa’lebe meydana çıkıp kabileye, وَاللّٰهِ هُوَ الَّذِي عَهِدَ إِلَيْكُمْ فِيهِ ابْنُ الْهَيَّبَانِ yani, “İbnü’l-Heyyebân’ın haber verdiği zât budur. Onunla savaşmayınız.” diye bağırdı. Fakat kabilenin mensupları bunu dinlemedi, belâlarını buldular.

• Hem Yahudi ulemâsından İbni Yâmîn, Muhayrık ve Ka’bu’l- Ahbar gibi birçok âlim, Resûl-u Ekrem’in vasıflarını kitaplarında gördüklerinden imana gelmiş, iman etmeyen başkalarını da susturmuşlar.

• Hıristiyan âlimlerinden, daha önce bahsi geçen meşhur Rahip Bahîra, Resûl-u Ekrem (aleyhissalâtü vesselam) on iki yaşında amcasıyla Şam tarafına gittiği vakit, onun hatırı için Kureyşlileri davet etmiş. Bakmış ki, kafileye gölge eden bir parça bulut, hâlâ onların üzerinde… “Demek aradığım kişi orada.” diye düşünmüş, sonra adam gönderip Ebû Talib’i çağırmış, demiş ki: “Sen dön, Mekke’ye git. Yahudiler çok haset eder. Muhammed’in vasıfları Tevrat’ta anlatılmıştır, hainlik yaparlar.”

• Hem Nastûru’l-Habeşe ve Habeş hükümdarı Necâşî, Resûl-u Ekrem’in vasıflarını kitaplarında gördükleri için beraber iman etmişler.

• Dagâtır isminde meşhur bir Hıristiyan âlimi, Allah Resûlü’nün

218