emretti, ağaç yerinden çıkıp geldi, sonra yine yerine gitti. İşte o cin topluluğuna bir tek mucize yetti.
Acaba bu mucize gibi bin mucize işiten bir insan imana gelmezse, cinlerin يَقُولُ سَفِيهُنَا عَلَى اللّٰهِ شَطَطًا dedikleri şeytanlardan daha şeytan olmaz mı?
Sekizinci Misal: Sahih-i Tirmizî, sahih nakille Hazreti İbni Abbas’tan aktarıyor:
Resûl-u Ekrem (aleyhissalâtü vesselam) bir bedeviye şöyle buyurdu: أَرَأَيْتَ إِنْ دَعَوْتُ هٰذَا الْعِذْقَ مِنْ هٰذِهِ النَّخْلَةِ أَتَشْهَدُ أَنِّي رَسُولُ اللّٰهِ؟“ Ben bu ağacın şu dalını çağırsam, yanıma gelse iman edecek misin?” Bedevi, “Evet” dedi. Resûl-u Ekrem (aleyhissalâtü vesselam) dalı çağırdı. O kurumuş hurma dalı, ağacının başından kopup atladı, Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) yanına geldi. Sonra Allah Resûlü emretti, yine yerine gitti.
İşte bu sekiz misal gibi, pek çok rivayetle nakledilmiş çok misal var. Mâlumdur ki, yedi-sekiz urgan toplansa, kuvvetli bir halat olur. Bu sebeple, sahabenin doğrulukta en meşhurlarının böyle çeşitli kanallarla aktardığı, ağaçlarla ilgili şu mucizeler elbette manevî tevatür kuvvetindedir, hatta hakiki tevatürdür. Zaten sahabeden sonra tâbiînin eline geçtiği vakit tevatür suretini alır. Bilhassa Buhârî, Müslim, İbni Hibban, Tirmizî gibi âlimlerin sahih kitapları, tâ sahabe zamanına kadar o yolu o kadar sağlam yapmış ve tutmuştur ki, mesela bir hadisi Buhârî’de görmek, aynen sahabeden işitmek gibidir.
Acaba o ağaçlar –misallerde görüldüğü gibi– Resûl-u Ekrem’i (aleyhissalâtü vesselam) tanıyıp peygamberliğini tasdik ettiği, ona selam vererek ziyaret ettiği ve emirlerini dinleyerek itaat ettiği halde, kendine insan diyen bir kısım ruhsuz, akılsız mahlûklar onu tanımaz, ona iman etmezse, kuru ağaçtan çok daha aşağı, odun parçası gibi önemsiz, kıymetsiz bir şekilde ateşe atılmayı hak etmezler mi?
Dipnotlar
- el-Fâkihî, Ahbâru Mekke 4/22-23; er-Rûyânî, el-Müsned 1/78; Kadı Iyâz, eş-Şifâ 1/301.
- “Meğer içimizden birtakım cahiller, Allah hakkında gerçek olmayan sözler söylüyormuş!” (Cin sûresi, 72/4).
- el-Hâkim, el-Müstedrek 2/676; el-Beyhakî, Delâilü’n- Nübüvve 6/15; es-Suyûtî, el- Hasâisu’l-Kübrâ 2/60. Ayrıca bkz. Tirmizî, menâkıb 6; Dârimî, mukaddime 4; el- Buhârî, et-Târîhu’l-Kebîr 3/3.
- Bkz. A’râf sûresi, 7/179; Enfâl sûresi, 8/22; Furkan sûresi, 25/44.
- Bkz. Münâfikûn sûresi, 63/4.
- Bkz. Bakara sûresi, 2/24; Âl-i İmran sûresi, 3/10; Tebbet sûresi, 111/3-5.